Osmanlı Tarihinde Efsaneler ve Gerçekler – Halil İnalcık

Halil İnalcık, Osmanlı tarihinde dünya çapında en otorite isimlerden birisi. Aynı zamanda Özal zamanında Osmanlı Arşivlerini tasnif edip modern bir arşiv haline getirende kendisi. İnalcık’ın tarih yönteminin bilimselliği kitabını okuyunca da oldukça güven veriyor. En başta objektifli direk göze çarpıyor. Çünkü tarihi, bizim tarihteki düşmanlarımızın kaynaklarından da araştırıyor ve bizim kaynaklarımızla karşılaştırıyor. Birbiriyle örtüşen anlatılar haliyle güçlü gerçeklere işaret ediyor. Buna ilave olarak Anadolu’yu araştırma konusunu ilgilendiren olayların yaşandığı yerleri gezerek araştırıyor. Yerleşim yeri isimleri, kalıntılar, topoğrafik yapılar üzerinden tarih kitaplarında anlatılanların bir karşılığı olup olmadığını sahadan kontrol ediyor. Bu çerçevede ortaya güvenirliği yüksek bilimsel bir yöntem çıkıyor. İnalcık’ın orjinal bir diğer yönü ise tarihi devlet ve siyaset tarihi üzerinden ele almıyor. Sosyal tarih yazımı yapıyor.

İnalcık’ın makaleleri Kronik yayınları tarafından kitap haline getirilmiş. Kitapta Osmanlı tarihi hakkında efsane ve gerçekler yer alıyor adından anlaşıldığı gibi. Mesela Osman’ın babası Eruğrul’un göç hattını kitabın başlığındaki gerçekler bağlamında ortaya çıkarıyor. Ertuğrul’un önce Ankara civarında konakladığı belirtiliyor. Ancak babasının Süleyman şah olduğu iddiasının bir dayanağı yok. Yine Aşık Paşazade’nin meşhur eserinde Oğuzculuğu icat ettiğini bunun Fatih gibi imparatorluğun zirve bir dönemi içinde uydurulduğunu belirtiyor. Osman beyin soyunun Oğuz hana dayandığına dair bir kanıt olmadığını kaynaklarıyla ispatlıyor.

Bayezid’in Sırplarla savaştaki önemli rolüne, İstanbul fethinin hazırlıklarına, Kösem Sultana’a dair birçok efsane ve gerçeklerin yerini değiştiriyor. İstanbul Fethinde ilk üç günün yağma yapıldığını anlatırken Osmanlı yücelticiliğine kapılmadan gerçekelri ortaya koyuyor. Ancak Fatih’in fetihteki kişisel rolünün çok büyük olduğu, yine yağmadan aslında hoşlanmadığı gerçeğini de ortaya koyarak Osmanlı geçmişiyle bağ koparmaya veya onu küçültmeye dönük tarihi yaklaşımların da dışına çıkıyor. Yapılan savaşlarda ganimet ve yağma mantığının çokça hakim olduğunu dürüstçe bir çok yerde aktarırken fetihle beraber işgal kavramını da sık sık kullanıyor. Muhafazakar Osmanlı’yı yüceltici tarihi anlatılara uymuyor üslup. Çünkü Osmanlıcı tarih anlatılarında haklı savaş teorileri dışına çıkılarak Osmanlı’nın yaptığı tüm savaşların tamamen din için ve haklı savaşlar olduğu şeklinde anlatılıyor.

Kösem Sultan, Genç Osman gibi isimler anlatılırken siyah beyaz değil gri bir tablo çiziliyor. Kösem’in çok kiritik dönemlerde hanedanın devamlılığını sağladığını belirtirken karıştığı saray içi entrikalar da o dönemin kaynakları üzerinden aktarılıyor. Dikkatimi çeken, Kösem’in oğlu 1. İbrahim’in müsrif, eğlence düşkünü, zalim bir ruh hastası olmasına rağmen ölünce kayıtlara şehit padişah diye yazılması. Yine Kösem öz torunu 4. Mehmed’i annesiyle rekabeti yüzünden öldürtüp darbe yapmayı planlarken bunu haber alan Turhan sultanın daha erken davranıp Kösem’i öldürtmesi üzerine yine büyük övgülerle beraber şehit yazılıyor Kösem için. Dini şehitlik kavramının nasıl da rastgele kullanıldığı anlaşılıyor. Nitekim dinin şeyhülislamlar ve Müftüler elinde nasıl araçsallaştırıldığı, her türlü keyfi veya ayak kaydırma amaçlı idam ve cinayetlere rahatlıkla “caizdir” fetvası verildiğini görüyoruz. Özellikle duraklama devrinde dinin nasıl araçsallaştırıldığı ve içinin boşaltıldığı gözler önüne seriliyor. Nitekim Fatih bile bu gerçeği askerlerinin çok azının gerçekten sırf din için savaştığını, çoğunun yağma ve ganimet için savaştığını ifade eden sözlerinden de anlıyoruz. Fakat bugün Osmanlıyı yücelten tarih anlatılarında bu detaylara kolay kolay rastlanmıyor.

İnalcık’ın Türk Tarih kongresi hakkındaki yorumları da ilginç. İkinci tarih kongresine katılan İnalcık, Mustafa Kemal’in bir ulus yaratma amacıyla tarih kurumu, dil kurumu, dil tarih coğrafya enstitüleri kurdurduğunu ve bunun gerekli olduğunu ifade ediyor. Ancak tarih kongresinde ve diğer alanlarda ortaya konulanların bilimsel olmadığını ima ederek buna Zeki Velidi Togan’ın akıbeti üzerinden örnek getiriyor. Togan, eskiden orta asyada bir iç deniz olduğu ve tarım ve medeniyetin ilk kez Türkler eliyle bu deniz kıyısında kurulduğu iddiasını burada reddediyor. Asya’da bir iç denizin olsa olsa tarih öncesi zamanlarda olabileceği itirazını getiren Togan bu sebeple akademide “yandaşlar” eliyle itibarsızlaştırılıyor. Nitekim Togan Türkçü ve akademik bilimsel derinliği ve çalışmaları iyi olan biridir.

İnalcık’ın bu eserinin özellikle İstanbul’un fethi ve Duraklama devri saray entrikalarının yapısını anlamak için birebir olduğunu düşünüyorum. Meraklısına öneririm.

0 Paylaşımlar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x