Ayrı Düşünülmesi Gereken İki Kavram: Muhafazakarlık ve İslamcılık

Muhafazakarlık ve İslamcılık  genellikle birbirine karıştırılır. İslamcılık, siyasal İslamcılığa indirgenirken muhafazakarlıkta aynı torbaya konulur. Oysa iki kavram birbirinden tamamen farklıdır.

Muhafazakarlık batıda ortaya çıkan bir ideoloji iken İslamcılık İslam dünyasında ortaya çıkmıştır. Muhafazakarların çoğu ironiktir ama bu gerçeği bilmezler. Aydınlanma ve sanayi devrimi ile Avrupa’da başlayan ve ardından tüm dünyayı etkisi altına alan büyük ve hızlı değişimler karşısında batıda devrimciliğe karşı geliştirilen toplumsal düzeni, geleneksel değer ve kurumları savunan modern bir ideoloji olarak Muhafazakarlık ortaya çıkmıştır. İslamcılık ise İslam dünyasında batıyı değil İslam’ı referans alarak ortaya çıkan, batı modernitesi karşısında çöken İslam dünyasının sorunlarına çareler arayan tek modern ideolojidir. Şimdi bu iki kavramı özellikleri itibariyle karşılaştıralım. Aralarındaki fark böylelikle daha iyi anlaşılacaktır.

Muhafazakarlık gelenek ve süreklilik vurgusu yapar. Tarih içerisinde oluşan toplumsal değerler olan din, aile, kültür gibi değer yargılarının korunmasını ister. Yeniliklere karşı temkinli olan muhafazakarlık, değişimlerin geleneksel değerleri yıkmadan yapılmasını ister. Tarihten günümüze kopmayan bir süreklilik hayal eder. Geçmiş, şimdi ve gelecek arasında bir süreklilik olduğunu zanneder. Örneğin ehli sünnet vel cemaat adıyla günümüze ulaşan bir gelenek icat eder. Bu iddia modernist bir icattır. Çünkü tarihte ehli sünnet denilen geleneğin kendi içinde birbirini tekfir, dışlama ve hatta çatışmalara varan ayrışmaları mevcuttur. Örneğin Buhari Ebu Hanifeyi tekfir ederken modern muhafazakarlık ikisini de aynı çizgide birbiriyle uyumlu bir biçimde hayal eder. Buna rağmen Türk muhafazakarlığı, İslamcılığı modernist olmakla itham eder.

İslamcılık ise geçmişe değer verse de onu sıkı bir eleştiriye tabi tutar. İslam dünyasının çöküşünde geleneğin rolü olduğunu göz ardı etmez. Onu sorgular, gerekirse yerine yeni bir şeyler koymaktan çekinmez. Muhafazakar Müslümanlık içtihat kapısını kapatırken, İslamcılık içtihat kapısının her daim açık olduğunu savunur. Muhafazakarlık statükocu bir tavır alırken İslamcılık değişimden yana daha devrimci olabilir. Bunu yaparken geçmişi veya geleneksel birikimi reddetmez. İslamcılık, Filibeli Ahmet Hilmi’nin keşf-i kadim vurgusunu Said Nursi’nin “Eski hâl muhal, ya yeni hâl ya izmihlâl.” çağrısıyla buluşturur. Muhafazakarlık yenilikçi tutumu sebebiyle İslamcılığı gelenekten sapma olarak görür. Kendi aralarında yenilikçilik düzeyleri farklılaşsa da İslamcıların en genel birleştikleri nokta, modern yenilikler karşısında dinin tecdid edilmesidir.

Muhafazakarlık değişimlerin yavaş ve temkinli olmasını ister. Hızlı değişimlerin geleneksel değerleri yıpratmasından korkar. Bunun dışında aslında değişimle bir sorunu yoktur. Yavaş gelişen, statükoya temel anlamda zarar vermeyen değişimlere kolaylıkla eklemlenirler. Muhafazakarlığın omurgasız ve modernist yapısını oluşturan bu tavrı sayesinde aslında İslam adına karşı olması gereken değişimlerin de bir parçası haline gelebilir. Örneğin Kemalist devrimlere muhafazakarlığın öfkesi bundandır. Kemalizmin din ve kültür sahasında devrimci adımları; çok hızlı, keskin, kanlı ve eski olanı yıkan bir yapıda olmuştur.  Ancak mjuhafazakarlık, Kemalizmin toplumu bir şekilde tarihle buluşturan ve bir geleneğe yaslama imkanı ortaya çıkaran Milliyetçiliği ile kavgalı değildir. Bu yüzden muhafazakarlık dinle milliyetçiliği ısrarla buluşturmaya çalışır. Böylelikle Kemalizmi muhafazakar tonda yeniden üretir ve statükoya eklemlenir. İslamcılık ise milliyetçilikle İslam’ın çeliştiğini ısrarla savunur. Ulusa karşı ümmeti öne sürer. Bunu yaparken ulusal realiteyi görmezden gelmez, ancak ideal olan uluslar üstü din temelli birlikteliktir. Böylelikle statükoyu değiştirmeye ve ona alternatif olmaya çalışır.

Muhafazakarlık ve İslamcılık arasındaki gerilimi yerli ve milli söyleminde de görebiliriz. Muhafazakarlık Türk milliyetçiliğine eklemlendiği için bir etnik kökene dayanan tarih, kültür ve ulus anlayışını devam ettirir. Haliyle diğer Müslüman unsurları dışlar veya ihmal eder. İslamcılık ise millet kavramını Kurandaki anlamıyla alarak onu Müslüman milleti, Hristiyan milleti şeklinde din temelli kullanır. Muhafazakarlık İslamcılığa yerli ve milli olmadığı iddiasıyla saldırır. Bununla onu milliyetçilikle aynı hizaya getirmeye çalışır. Oysa İslamcılık yerlidir ancak millilik adı altında milliyetçiliğe eklemlenmeyi reddeder. İslamcılık içinde bulunduğu toplumun yerelliğini, kültürünü ve örfünü gözetmeyi önemser. Ancak bununla İslam’ın evrensel oluşu arasında bir denge kurar. Muhafazakarlık ise İslamcılığın enternasyonal karakteri üzerinden aslında İslam’ın evrenselliğine saldırır. Modern İslamcı düşünürleri etnik ve bölgesel kökenleri üzerinden dışlar. Mısırlı, Pakistanlı, İranlı, Boşnak yahut Cezayirli İslam düşünürlerini kökü dışarıda olarak gören Türk Muhafazakarlığının aksine İslamcılık Müslümanlık üzerinden bütün bir İslam dünyasında bir düşünce ve aksiyon hattı oluşturur. Muhafazakarlık, İslamcılığı İstanbul merkezli olmaya çağırırken onu ulusal sınırlar içinde tutmaya çalışır. İslamcılık ise İslam’ın uluslar üstü olduğunu, İslam kardeşliğinin tüm ümmetin sorunlarıyla ilgilenmeyi gerektirdiğini savunur. İslam’ın evrensel oluşu üzerinden diğer ülke ve uluslardaki Müslüman alim ve aydınlardan da yararlanmayı önemser. İslamcılığa göre tüm Müslümanlar eşittir. Muhafazakarlık ise Türk Müslümanlığını ümmet tespihinin imamesi olarak görerek bunda tarihsel bir hak iddia eder.

Muhafazakarlığın bölgeci, etnikçi ve kabileci yapısının İslamcılık karşısında ortaya çıkardığı  en açık gerilimi Kürt meselesi üzerinden görebiliriz. Yine bu mesele üzerinden Muhafazakarlığın genel bir özelliği olan otorite ve düzen vurgusunu görürüz. Türk Muhafazakarlığı toplumsal düzeni korumak adına devletçilik yapar. Normalde İslamcılığa modernist olduğu için karşı çıkan muhafazakarlık yine modernist bir kurum olan ulus devletin savunuculuğunu yapar. Hem de modern devleti dini söylemlerle kutsar. Türk Muhafazakarlığı ümmetçi söylemlerde bulunsa da bunun sınırını ulusal çıkarları belirler. Bu sebeple Kürt sorununa ilgisiz olmaktan öte çoğu zaman devletçi bir refleksle yaklaşır. Bu noktada Kemalizmle ortak noktada buluşan Muhafazakarlık, statükocu ve otoriteden yana olan karakterini ele verir. Filistin veya Doğu Türkistan gibi meselelere yaklaşımındaki ümmetçi tavrı sıra Kürtlere gelince yerini milliyetçi bir tavra bırakır. İslamcılık ise otoriteyle kavgacı, ilkesel ve daha kapsayıcı ilerler. Kürt meselesine ümmetin bir meselesi gibi yaklaşır. Bu sebeple ulus devlet ve milliyetçilik eleştirisi yaparak modern muhafazakar değerleri sorgular. Türk Muhafazakarlığı ise İslamcılığın bu tavrını ümmetçilik adı altında Kürtçülük yapmak şeklinde eleştirir.

İslamcılığın ilk çıktığı dönemde Sultan II. Abdulhamit’e getirdiği eleştirilerden de onun statüko karşıtı, yenilikçi, ilkesel ve değişimci kapasitesini anlayabiliriz. Dönemin İslamcı düşünürleri adalet, hukuk ve şura gibi temel İslamcı ilkeler doğrultusunda iktidarı eleştirirken Osmanlıyı hilafetin son temsilcisi olarak savunurlar. Fakat Osmanlıya verdikleri değer padişahı ve politikalarını eleştirmelerine engel değildir. Türk muhafazakarlığı ise tarihi yücelten bakışı sebebiyle İslamcılığı hainlikle suçlar. Geçmiş ve şimdi arasında kurduğu anakronik ve süreğen bağ sebebiyle Abdülhamit ile günümüz siyasal iktidarını özdeşleştirir.

Muhafazakarlık bireysel özgürlükleri tamamen reddetmese de toplumsal birlik ve beraberlik söylemini daha çok öne çıkarır. Ülkemizde en güçlü kurum olan devlet başta olmak üzere toplumsal organizasyonları bireyin önüne geçirir. Özgürlükler pahasına güvenliği ve toplumsal düzeni yüceltir. İslamcılık ise monarşi eleştirisi, kadın hakları, hak ve özgürlükler bağlamında İslam hukukunda yenilenme, medine sözleşmesi üzerinden siyasal katılım ve kamusal özgürlükleri öne çıkarma gibi çözümlemelere girişir. İslamcılık dünyaya hakim olan batı modernizmine karşın İslam’ı referans alarak yeni şeyler söyleme, İslam’ı çağın ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yorumlama gayreti içerisine girer. Osmanlı İslamcılarında bu çabayı görürsünüz. İslam dünyası neden çöktü? Müslüman dünyanın sorunlarını nasıl çözebiliriz? İslami düşünceyi bu doğrultuda nasıl yenileyebiliriz? gibi sorular İslamcılığın en temel kaygılarıdır. Bu kaygılarla İslami geleneği, tasavvufu ve mezhepleri kökten reddetmez ama eleştiriye tabi tutar. Muhafazakarlık ise İslamcılık karşısında geleneksel mezhebi görüşleri, tasavvuf ve tarikat öncülerini öne çıkarır. Ancak Osmanlı’nın çöküşü döneminde bu çöküşten nasıl kurtulabiliriz sorusu etrafında kafa yoran, araştıran ve yazan bir tasavvuf ve tarikat büyüğüne rastlamamaktayız. Bu durum muhafazakarlığın durmadan saldırdığı İslamcılığın modern karakterinin farkını ve mahiyetini ortaya koyma açısından oldukça çarpıcıdır.

Son olarak ulusal ölçekte İslamcılığı kökü dışarıda olmakla itham eden Türk Muhafazakarlığının İslam dünyasına batıdan ithal edilmiş bir ideoloji olduğunu hatırlatalım. Yazının girişinde de belirttiğim gibi muhafazakarlık ve çoğu zaman ona eklemlenen milliyetçilik batıda ortaya çıkan modern ideolojilerdir. Muhafazakarlık olumlu bazı özelliklere sahip olsa da köken itibariyle batılı bir ideolojidir, İslamcılık ise ümmet ölçeğinde bakıldığında yerli bir ideolojidir. Bu fark Türk muhafazakarlığının zemin olarak milliyetçilikle ilişkisini ortaya koyarken onun İslam’dan ve İslam dünyasından uzaklaşan yönünü de deşifre etmektedir.

Muhafazakarlık dünya çapında bir ideolojidir. Onu bir kaba benzetirsek örneğin Amerikan muhafazakarlığı ile Alman muhafazakarlığı bir birinden farklı değer yargıları ve içeriğe sahiptir. Türk Muhafazakarlığı ile Avrupa muhafazakarlığına konu edilen geleneksel dini anlayış biri İslam’a diğeri Hristiyanlığa dayandığı için oldukça farklı muhtevaya sahiptirler. Fakat yukarıda sıraladığımız genel ilkelerde örtüşmektedirler. Bunların hepsi statükocu, düzenden yana, bölgeci, devletçi, güvenlikçi, değişime karşı temkinli bir yapıdadırlar. Türkiye’de İslamcılığın İslam’dan neşet eden modern bir ideoloji olması ve Muhafazakarlığa rengini veren dinin İslam olması sebebiyle İslamcılık ve muhafazakarlık birbirleriyle sürekli karıştırılmaktadırlar. Oysa bakıldığında her ikisi kökenleri ve taşıdıkları iddiaları itibarıyla birbirlerinden farklılaşmaktadırlar. Son yirmi yılda bu fark iyice silikleştiği gibi İslamcı aydınlar kendilerini Türk muhafazakarlığından ayırmak için özel bir çaba harcamıyorlar. Bu ve başka bazı sebeplerle her iki ideoloji birbiriyle sürekli olarak karıştırılmaya devam ediyor.

0 Paylaşımlar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x