11 Eylül Saldırılarına Nasıl Bakmalıyız?

Dün 11 Eylül 2001’de El-Kaide’nin New York’daki Dünya Ticaret Merkezine yaptığı uçak saldırısının yıldönümü idi. Saldırının siyasi yönü ile alakalı çok şey gündeme geliyor. Özellikle batı sosyal medyasında Gazze katliamları sonrası işin arkasında İsrail’in olduğu teorileri güçlü ve sık şekilde dillendirilmeye başladı. Netanyahu’nın ielride militan İslam’ın bu kulelere saldırı yapabileceği şeklindeki eski açıklaması, Saldırının İsrail’e yaradığını belirttiği açıklaması, Lary Silverstein adlı siyonist iş adamının saldırıdan 6 hafta önce ikiz kuleleri sigortalattırması, saldırı yapılacağına dair Amerikan yöneticilerine çeşitli kurumlardan giden raporlar bugünlerde sık konuşulan konulardandı. Anlaşılan o ki Amerikan kurumları saldırı hazırlığından haberdar olmuştu ancak bir biçimde saldırıyı engellememişlerdi.

İşin aslı benzeri bir taktiği Çeçen-Rus savaşında da görmüştük. Şamil Basayev hastane baskını gibi operasyonlarda Rusya’nın içine kadar girmişti. İslam Saidayev Çeçenistan Gerçeği isimli eserinde Çeçen savaşçıların bu sızmayı Ruslardan gizli şekilde yaptıklarını zannetmelerine karşın Rus otoritelerinin bu sızmalara göz yumduğunu açıklıyordu. Bununla Çeçen direnişini terörize etmek ve onları sivillerle karşı karşıya getirmek amaçlanmıştı. Aynı şeyi El-Kaide’nin ikiz kulelere saldırılarında da görüyoruz. Amerikan güvenlik kurumlarının raporlarına rağmen El-Kaide’nin eylemi yapmasına göz yumulmuş, soğuk savaş sonrası yeni düşman olarak İslam’ı hedefe koyacak bir zemin oluşturulmuştu. Bu durum İsrail’in Ortadoğu’da kaostan beslenen güvenlik stratejisine de oldukça yaramıştı. Nitekim değil Amerika’da Ortadoğu’daki Amerikan üslerine bile bir daha El-Kaide o çapta büyük bir saldırı düzenleyememişti. Neyse konunun siyasi analiz boyutu bu kadar yeterli.

Asıl mesele bu saldırının İslam adına savunulur olup olmadığında. İlginç şekilde 11 Eylül yıldönümlerinde kimi müslümanlar bu saldırıları övgüyle anıyorlar. Oysa sivillere ve sivil alanlara saldırı İslam hukukunda da yasaklanmaktadır. Eli silah tutmayan erkeklerin öldürülmesinde mezhepler ihtilaf etselerde, hepsinin anlaştığı bir konu var ki, o da kadın ve çocukların öldürülmeyeceğinin kesin olmasıdır. Oysa 11 Eylül saldırılarında birazı çocuk, çoğu kadın olmak üzere yaklaşık 700 sivil katledilmiştir. Buna eli silah tutmayan insanların öldürülmesinin zulüm olduğunu eklersek toplam 2977(iki bin dokuz yüz yetmiş yedi) insan/sivil hayatını kaybetti. Böylesi bir vahşetin tek gerekçesi ise batının İslam dünyasında gerçekleştirdiği veya finanse ettiği katliamların olmasıydı. El-Kaide yılardır düşmanlarının da kendilerini güvende hissetme haklarının olmadığını dile getirir. Bu mantıkla gidiliyorsa bize tecavüz edene bizde mi tecavüz etmeliyiz? Çocuklarımızı öldürenlerin çocuklarını da mı öldürmeliyiz? Düşmana benzedikten sonra onu düşman bellemenin ve onunla savaşmanın ne anlamı kalmaktadır? Daha kötüsü Üsame bin Ladin gibi bir katliamcı zalimin kahraman olarak sunulması kabul edilemezdir. Müslümanları temsil edecek adalet timsali adam mı kalmamıştır ki bin Ladin gibi bir katili müslümanlara örnek gösterelim. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Vaktiyle Hakan Albayrak çıkardığı efsanevi dergisi Sancaktar’da “El-Kaide’ye nasıl bakmalıyız?” diye bir yazı yayınlamıştı. Üsame kitabıyla tanınan Defne Bayrak ise bu yazıya el-Kaide çizgisi adına cevap vermiş ve ortaya verimli bir tartışma çıkmıştı. Konuyla ilgilenenlere varsa internette bu tartışmaları bulup okumalarını tavsiye ederim. Dahası Defne Bayrak’ın küresel cihad ideolojisi adına çıktığı Suriye yolculuğunda bu vahşi ve zalim örgütler elinde nasıl ibretlik bir hikayeye dönüştüğüne bakabilirler.

0 Paylaşımlar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x