Türkiye’de Kemalizm’e eklemlenen kimi solcu gruplar, Kemalizm’in artık marjinal kalmış bilinçaltını dile getirme aparatı olarak görev yapıyorlar. Kemalizm muhafazakarlaşırken dine karşı keskin dili yontuluyor. Bu keskinlik tarihsel hafızada gerilerde kalsa da kendini toplumun marjinal kıyılarından solcular üzerinden hatırlatıyor ara sıra. Buna da solcu sendikalar veya örgütler neden oluyor.
Kesif bir sağcılaşma ve muhafazakarlığın tüm katmanlarına bir şekilde sindiği toplumumuzda bir takım solcuların günümüz için oldukça aykırı duran “imam hatipler kapatılsın”, “Kuran, siyer gibi dini dersler kaldırılsın”, “Diyanet ve açtığı 4-6 yaş kuran kursları kapatılsın” şeklindeki talepleri laiklik adına dillendirdiğine şahit oluyoruz.
Kemalizm’le aşamalı devrim teorileri üzerinden ve daha kötüsü ilerlemeci modernleşme projesi üzerinde ortaklaşan veya örtüşen sosyalistler büyük bir hata yapıyorlar. Sol cephenin Sovyetlerin yıkılmasıyla dünya çapında yaşadığı gerileme ve ülkemizdeki komünizmle başarılı bir mücadele geçmişinin kendilerini uçlara hapsetmesi solcular için zaten yeterince büyük bir sorun. Durum böyleyken toplumun çok geniş kesimlerinin değer yargılarını laiklik ve din karşıtlığı adına Kemalistlerden bile daha aşırı biçimde hedefe koymaları kendilerini daha fazla marjinalleştirmekten başka bir işe yaramıyor.
Sosyalistlerin bu kadar kullanışlı olabilmelerinin en önemli sebebi ise Marks’ı yanlış okumalarından kaynaklanıyor. Çünkü Marks’ta ekonomik ve sınıfsal ilişkiler merkezi rol oynamaktadır. Malum olduğu üzere Marks’a göre alt yapı üst yapıyı belirler. Üretim araçlarına hakim olanlar din, kültür, siyaset, devlet, ahlak vb üst yapı araçlarını belirler. Üretim araçlarını elinde bulunduran sermaye sınıfı kendi çıkarları doğrultusunda dini, hukuku ve ahlakı şekillendirir. Onlarla kurduğu ilişki, kendi çıkar düzenlerini meşrulaştırma biçimindedir. Örneğin feoadal avrupada üretim aracı topraktı. Zenginlik toprağın kontrolüne bağlıydı. Toprak sahibi soylular ve bu soylulara bağlı çalışan toprağa bağlı köylüler arasında bir hiyerarşi vardı. Dinin en büyük temsilcisi olan kilise de bu hiyerarşinin doğal ve tanrısal olduğu, buna itaat etmek gerektiğini anlatarak soylu sınıfına ve onların serflerle olan ilişkisine dinsel bir meşruiyet zemini kazandırıyordu. Feodal dönem, kapitalist dönem ve sosyalist dönemde her bir dönemin kendine has alt yapı koşulları ve bu koşulların şekillendirdiği dinsel yorum ve konumlanmalar hakim olacaktır.
Marks’a göre şayet sosyalist bir devrim gerçekleşirse dinin sömürgeci sınıf lehine düzeni meşrulaştıran rolü(itaat, kadercilik vs.) işlevsizleşecektir. Bir başına dinin toplumsal rolleri kendiliğinden zayıflayacaktır. Dolayısıyla sosyalistler tüm enerjilerini alt yapıya bağlı ilişkileri ve koşulları değiştirmeye odaklanmalıdır. Asıl hedef üretim araçlarının kontrolünü ele geçirmek olmalıdır. Bu yapılırsa Marks’ın alt yapı-üst yapı çözümlemelerinin kaçınılmaz bir sonucu olarak din zaten kendiliğinden gerileyecektir. Marksizm açısından tutarlı olan budur. Bu açıdan solcuların dini hedefe koymaları sosyalizmin önceliği olmadığı gibi gerekli de değildir. Hele ki dinin oldukça önemli olduğu toplumumuzda dini doğrudan hedefe koymak solcuları marjinal bataklıkta debelenmeye itecektir. Hem de ona hedef saptırıp Kemalizm gibi şovenist ideolojilere alet olmasını sağlayacaktır.
Tabi ki solun din eleştirisi otomatikman Kemalizm’e eklemlenme anlamı taşımıyor. Sosyalizmin kendi iç dinamiklerinden doğan bir din eleştirisi de yapılıyordur. Ancak ilginçtir daha çok Kemalizm’le örtüşerek kimi solcuların dine karşı çok keskin ve öncelikli bir tavır aldıklarını görüyoruz. Kemalizm’e bağımlı ya da bağımsız olsun fark etmez, yine de Türkiye’de laiklik savunuculuğu veya din karşıtlığı sosyalizm için zorunlu bir öncelik olmamalıdır. Bazı solcuların laiklik adına keskin bir din karşıtı söylemi kuşanmaları Marks’ı anlamadıklarını, amaçlarından saptıklarını ve önceliklerini karıştırdıklarını göstermektedir. Bu gibi solcu açıklamalar veya eylemler görünce size ne laiklikten, size ne -şu aşamada- dinsel üst yapı ilişkilerinden diyesim geliyor. Tepeden inmeci, kaba pozitivist bir modernleşme projesi için kurşun asker olmak sizin mi işiniz? Maalesef Türkiye’nin en güçlü ideolojisi olan Kemalizm bu gibi solcuları da önüne katıp götürüyor.
Sultan Galiyev, Çerkez Ethem veya Mustafa Suphi gibi ilk daha ölçülü “doğulu” komünist nesilden kopuşun sancılarıdır bunlar. Kemalizm Türkiye’de tek İslamcıları değil Solcuları da kendi geleneklerinden koparıp üstüne bunlar üzerinden kendini yeniden üretmeyi başarmıştır maalesef. Bu ise başka bir yazının konusu olsun.