Jeffrey Sachs, Amerikalı bir ekonomist, akademisyen. BM de kalkınma çalışmalarında bulunmuş bir Profesör. Amerikan devletinde siyasi bir rolü yok. Fakat Sachs’ın Suriye devrimi hakkındaki kişisel yorumunu Suriye devrimi karşıtı Kemalist ve İrancı hesaplar tam bir gerçeği yansıtıyormuş gibi paylaşıyorlar. Sachs’ın videosu aşağıda. Video üzerinden Esad’ın gidişinin ve Suriyeli devrimcilerin zaferinin tek müsebbibi Amerikaymış gibi bir propaganda yapılıyor. Suriye toplumunun yapısı, tarihi, siyasi koşulları ve Arap baharı bağlamında orada yaşananları gözardı eden bir anlatım bu. Bu zihniyete göre Amerika bir tanrı gibi her şeyi tek seferde kontrol edebiliyor.
Oysa realite daha karmaşık. Videoyu paylaşan komplocu, yüzeysel kafalar insan ilişkilerindeki karmaşıklığı anlamadıkları için meseleyi sadece ABD etkisine indirgiyor.Videoda Operation Timber Sycamore denen bir programdan bahsediliyor. Program 2012’nin sonu 2013’ün başı CIA tarafından kurulup başlatılıyor. Dikkat edin Suriye devrimi zaten çoktan başlamış. Suriyeli muhalif örgütler halkın çabasıyla zaten kurulmuş. Amerika başlayan devrimi yönlendirip ipleri eline almak istiyor. Bu gayet doğal bir durumdur, stratejik bir bölgede böylesi bir karmaşa kendi aleyhine sonuçlanmasın diye büyük güçler sahaya müdahale etmek isteyecektir. Tıpkı İran ve Rusya’nın müdahale etmeye çalışması gibi.
Nitekim Amerika devrimi yönlendirmek için o dönem bu programla muhaliflere para ve silah desteği vermeyi seçti. Örnek vermek gerekirse güneydeki Tanf üssü çevresindeki muhalifleri silahlandırdı. Kuzeyde Cemal Maruf gibi çetelere destek verip sahayı yönlendirmeye çalıştı. Sahayı yönlendirmekten kasıt; radikal İslamcı görmediği veya sözünü dinleyeceğinden emin olduğu gruplara silahlar veriyor, silah verdiği grupların saha kontrolünde öne çıkmasını istiyordu. Böylelikle Esad’a karşı başlayan silahlı halk isyanını kendi kontrolü altına alacaktı. Ancak Amerika’nın verdiği silahlar Özgür Suriye Ordusu içindeki İslamcı grupların, Nusra cephesinin ve hatta bazen IŞİD’in bile eline geçiyordu. Üstte örnek verdiğim Cemal Maruf, Amerika tarafından fonlanmış, sivillere zarar vermiş ve diğer muhalif gruplara saldırmıştı. En sonunda muhalif gruplar Maruf’un örgütüne operasyon düzenleyip örgütünü ortadan kaldırmıştı. Örgütü tasfiye olduktan sonra Fransız Le Monde gazetesine röportaj veren Maruf, ÖSO’ya giden silahları Amerika’nın kontrol edemediğini, Nusra gibi örgütlerin eline geçtiğini anlatmıştı. 1 Maruf’a göre Radikal İslamcı gruplar ÖSO’yu etkisi altına alıyordu ve bunlarla da savaşmak gerekiyordu.
Amerika’nın para ve silahla yaptığı yönlendirme çalışmalarını yürüten bir program olan Operation Timber Sycamor programı iptal edildi. Bunda hangi gruba güveneceklerini bilememeleri, güvendiği grupların eşkıyalık yapması veya silahları Amerika’nın tasvip etmediği İslamcı gruplara vermesi, böylesi bir satranç tahtasında muhalif gruplara savaşın seyrini değiştirecek büyük silahlar verecek kadar güvenememesi gibi nedenlerle program başarısız olmuş ve muhaliflerin direnişi uzun süre sürüncemede kalmıştı. Burada not düşmek gerekir ki Türkiye bile bölgeye yakınlığına ve uzun sınırına rağmen eğit-donat gibi birçok başarısız silahlandırma çalışması yaptı. Ne ABD ne Türkiye tek başına silahlı isyanın ipini tamamen kendi ellerine alacak şekilde devrimi yönlendiremediler.
Amerika sünni Arap isyancı grupları yönlendirmede başarısız olunca Suriye’de çözüm olarak çözümsüzlüğü seçti. Amerika ve batılı ülkeler muhaliflerden iş çıkmayınca sahada çıkarlarının (en başta petrol sevkiyatı) bekçisi olması için YPG’ye yöneldi. İleride YPGyi, kattığı Araplarla SDG şeklinde genişletti. YPG üzerinden petrol sevkiyatı güvenceye alınırken IŞİD’le mücadele edildi. Devrime kadar SDG içindeki binlerce Kürt ve sünni Arap genci IŞİD’e karşı savaşta ölürken Amerika YPG’yi 8 Aralık 2024 devrimi sonrasında sattı.
Süreç İsrail’in de çok istediği parçalı Suriye’ye doğru gidiyordu. Bu gibi durumlarda sahada güçlü bir aktör çıkmadıkça muhatap alınacak kimse kalmaz. Parçalanma kaçınılmaz olur. 2024 sonunda Rusya Ukrayna için güçlerini çekince, Hizbullah İsrail’le savaşıp güçlerini Lübnan’a çekince Esad savunmasız kaldı. Devletten mafyaya dönüşen Esad 8 Aralık’ta Halep’e doğru başlayan operasyon karşısında tutunamadı. Çünkü Esad askerlerinin tek başına moral ve motivasyonu kalmamıştı. Rus hava desteği bitmişti. İran ve vekil güçleri zayıflamıştı. Bu koşullarda Heyet Tahrir Şam(HTŞ) ve Colani öncülüğünde muhalifler birleşti, Esad’ı devirdi. Burada belirtmek gerekir ki Suriyeli devrimciler her şeye rağmen Hizbullah’ın İsrail’le olan savaşı sekteye uğramasın diye saldırılarını aylarca geciktirdiler. Hizbullah lideri Nasrallah İsrail tarafından öldürülüp Hizbullah İsrail’le ateşkes yaptıktan sonra devrimciler Suriye’de harekete geçtiler. Bununla Müslüman dünyadan Gazze’deki katliam sürecinde İsrail’le savaşan Hizbullah’a zarar vermekle itham edilmek istemediler.
Devrim sonrasında her zaman ilk iş uluslararası ilişki ve meşruiyet kurmaktır. Şara radikal bir kafayla gitmeyip 13 yıllık iç savaşta mahvolmuş Suriye’yi ayağa kaldırmayı yeni bir savaş ve müdahale riskine karşı tercih etti. Bunun içinde yıllarca halkı katleden İran ve Rusya değil haliyle batıya yanaştı. Şimdi İsrail’e ve Batıya karşı eli kolu bağlı Ancak Suriye’yi inşa etme yolunda güzel ilerliyor. Suriye için de tek lazım olan şey bu. Batıyla ilişkilerini geliştirmesi klasik komplocu kafanın sandığı gibi “uşaklık” değil çıkarı gereğidir. İranist propaganda ise devrimi karalama için böyle üç beş videoya kalmış durumda..
Kemalist, İranist ve sözde anti emperyalist YPG-PKK propagandası devrimi yönlendirilme girişimlerini kanıt getirerek devrimin Amerikancı olduğuna inanmamızı amaçlıyor. Kaldı ki halkını keskin nişancılarla, uçaklarla katleden bir diktatörü devirmeye yarayacak ve fiili zulmü durduracaksa neden Amerika’dan destek alınmasın? Nitekim zalim bir diktatörle baş başa kalan Suriye halkının kendini katleden Müslüman kardeşi(?) İran’a karşı Amerika’dan bir dönem yardım almasında bir beis zaten yok. Hatta rahmetli Yusuf el-Karadavi bunun için Amerika’ya teşekkür etmiş ve daha fazla yardım etmesini istemişti. İranist propaganda Esad ve İran’ın Rusya ve Çin’le işbirliği yapmasını karşıtlarının Amerika ile işbirliği yaptığını yayarak gözlerden kaçırıyor. Oysa Putin’in zulüm ve sömürü yönünden Müslümanlar açısından Trump’tan farkı ne, sorusu cevapsız kalıyor. Yine bütün müslüman ülkeler istedikleri gibi Rusya, Çin ve Amerika ile görüşüyor. Müslüman Türkiye bölgede Amerika’nın en büyük müttefiklerinden. Bunun gibi sosyalist PKK-YPG düne kadar “biji Obama” sloganları atıp Kürtler sahipsiz olduğu için mecbur emperyalist Amerika’ya yanaşıyoruz diyorlardı. Madem öyle, başındaki diktatörün toplu katliamdan geçirdiği Esad’a karşı sahipsiz halk neden kendilerine uzatılan desteği kabul etmesin?