İmam Şafiî, İslam hukuk usulünün kurucu ismi olarak nassları telif etme noktasında titiz bir sistem inşa etmiştir. Ancak Nisa Suresi 25. ayetteki “cariyelerin cezası” meselesini ele alırken, ayetin içinde bulunduğu siyaktan (bağlamdan) ziyade, önceden kabul edilmiş hukuki kabulleri korumaya yönelik “lafızcı” bir tercihte bulunduğu görülmektedir.
1. Bölünemezlik İlkesi ve Rasyonel Engel (Paragraf 684)
Şafiî, er-Risâle’nin 246-247. sayfalarında (Paragraf 684), Nisa 25’teki “yarılama” (nısf) hükmünü analiz ederken son derece rasyonel bir ilke koyar:
“Recmde yarım olmaz. Çünkü recm, sayıya bakılmaksızın canın alınmasıdır; bazen bir taşla bazen bin taşla olur… Yarım bir can söz konusu olamaz.”
Bu tespit, Şafiî’yi bir yol ayrımına getirir: Eğer ölüm cezası yarılanamıyorsa, “cezanın yarısı” kuralının işlediği bir yerde asıl ceza ölüm olamaz. Ancak Şafiî, bu noktada asıl cezayı (recm) sorgulamak yerine, ayetteki kavramın anlamını değiştirmeyi tercih etmiştir.
2. Siyakın İhmali ve “Muhsan” Kavramı (Paragraf 387-392)
Nisa Suresi’nin 15. ayetinden itibaren başlayan akış incelendiğinde, konunun bütünüyle evlilik, aile kurumu ve iffet üzerine olduğu açıkça görülür. Nisa 25’in başında da cariyelerin evlendirilmesinden (nikahlanmasından) bahsedilir. Ancak Şafiî, bağlamın (siyakın) “evlilik” yönündeki güçlü işaretine rağmen, 387. paragrafta bu ayetteki ihsanı sadece “İslam” olarak tanımlar.
Şafiî, 391. paragrafta “ihsan”ın sözlükte evlilik, iffet ve hürriyet gibi anlamları barındırdığını itiraf etmesine rağmen, 392. paragrafta şu keskin daraltmayı yapar:
“Burada (Nisa 25’te) kastedilen sadece İSLAM’DIR; nikah (evlilik), hürriyet veya iffet değildir.”
3. Eleştirel Değerlendirme: Lafızcı Bir Tercih Olarak Daraltma
Şafiî’nin bu tercihi, ayetin önü ve sonuyla (siyakıyla) kurduğu ilişkiyi koparan tipik bir lafızcılık örneğidir. Şafiî, 391. paragrafta kelimenin evlilik manasını bizzat zikretmesine rağmen, bu anlamı Nisa 25 özelinde bilinçli olarak dışarıda bırakmıştır.
Bu metodolojik manevranın sebebi şudur:
- Ayetteki “muhsan” kelimesine, siyakın gerektirdiği “evlilik” anlamı verilirse; “evli cariyenin cezası, evli hürün cezasının yarısıdır” kuralı gereği, bölünemez bir ceza olan recm (ölüm) imkansız hale gelecektir.
- Şafiî, 684. paragraftaki “ölümün yarısı olmaz” gerçeğiyle toslamamak için, 392. paragrafta ayetin anlam alanını daraltmış ve siyakı görmezden gelmiştir.
Sonuç
İmam Şafiî, er-Risâle’de kendi koyduğu “recm bölünemez” kuralı ile Kur’an’daki “yarılama” hükmünü telif edebilmek adına, kelimeye bağlam dışı bir anlam yüklemiştir. Nisa Suresi’nin genel akışı “evlilik” üzerinde yoğunlaşırken, Şafiî’nin “burada kastedilen sadece İslam’dır” demesi, hukuki bir zorunluluktan doğan tevil çabasıdır. Bu durum, usulün dilden ve bağlamdan koparak, önceden sabitlenmiş ceza pratiklerini kurtarmaya yönelik bir savunma mekanizmasına dönüştüğünü göstermektedir.