Türk Sekülerizminin En Büyük Talihsizliği: Kemalizm

Sekülerizm dinin toplumdaki etkisinin azaltılmasıdır. Bunun devletteki tezahürü devletin herhangi bir dine göre yönetilmemesidir. Devlet yönetilirken hernagi bir din esas alınmaz. Buna karşılık vicdan ve din özgürlüğünü garanti eder ve bu alanlara yönlendirici herhangi bir müdahalede bulunmaz. Hukuk artık ilahi metinlere göre değil insan aklıyla belirlenir. Eğitimde din ikinci plana bırakılarak akıl ve bilim merkezli eğitim vurgusu öne çıkarılır. Modern ulus devletlerle birlikte insanlar dini kimlikleri ile değil vatandaş kimliği ile düşünülmeye başlanır.

Sekülerizm İngiltere’de uzun bir sürece yayılarak yumuşak biçimde gelişmiştir. Bu süreçte eski yeni çatışması yumuşak biçimde yaşanmış ve evrimsel bir rota izlemiştir. Fransa’da ise katı bir biçimde gelişerek iç savaşlar ve idamlarla dolu yıkıcı ve devrimci bir süreç izlemiştir. Türkiye’de ise devletçi bir sekülerizm modeli gelişmiştir. Sekülerizm geç, çok kısa bir sürede, devlet eliyle dayatılarak ülkeye sokulmuştur.

Batıda sekülerizm liberal hukuk, insan hakları ve demokrasi ile birlikte evrimleşerek gelişti. Türkiye’de ise devlet eliyle, toplum mühendisliği ve ulus inşası ile birlikte gerçekleşti. Bu durum Türk sekülerlerinin en büyük talihsizliğidir. Çünkü gelinen noktada Türk sekülerleri hala kaba pozitivist bir etkiyle bilim ve aklı dogmatik biçimde savunuyor. Onu ideolojik üstünlüğün bir aracı olarak kullanmaya çalışıyor.

Türk sekülerizmi devlet eliyle kendini ikame ettiği için demokrasiyle barışık olamadı. Sürekli askeri darbelerle yerini tahkim etti. Resmi ideolojik üstünlüğünü sürdürmek uğruna halkın iradesini, demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü defalarca askıya aldı. Bu sebeple Türk sekülerlerinin özgürlükçülüğü ideolojik tahammülleri düzeyinde bir tolerans gücüne sahip oldu. Dayatmacı, tek tipçi, bireysel özgürlüklerin aksine devletçiliği esas alan bir zihniyette evrildi.

Türk sekülerizmi kendi varlığını kemalist inkılaplar, eğitim müfredatı, törenler, lider fetişizmi, ulusal bayramlar üzerinden ifade ederken bunlara gelen eleştirileri kendine tehdit gördü. Bu noktada kendi varlığını Türkiye’de Kemalizm’e koşut gördü. Kemalizm’e yöneltilen her elştirinin sekülerliğe olduğunu düşündü. Oysa bunda Kemalizmin kendi seküler anlayışını kanlı, istiklal mahkemeleriyle hukuka aykırı, tepeden inmeci biçimde dayatmasının rolü büyüktü. Çünkü Kemalizm en büyük eleştirisini sekülerizm adına dini olana çarpık ve despotik biçimde müdahale etmesi sebebiyle dindarlardan aldı. Bu durum Türk sekülerizmini kendini Kemalizmden ayıramamasına ve kafa karışıklığına neden oluyor.

Oysa Türk sekülerizmi Kemalizmle birlikte var olmak, dahası Kemalizmle beraber yol yürümek zorunda değil. Hatta kendini ondan ne kadar ayrıştırırsa o derece başarılı olacaktır. Çünkü Kemalizm bu ülkede ulusçu, baskıcı, tek tipleştirici bir toplum mühendisliği olarak hafızlara kazınmıştır. Türkiye’de sekülerizme olan güvensizlik en başta onun Kemalizmle yaptığı ittifakın insanlarda Kürtçe yasağı, dini eğitim yasağı, başörtüsü yasağı, dersim gibi mezhepçi katliamları, İstiklal mahkemeleri gibi keyfi ve kanlı hukuk anlayışını, zorunlu göçleri vs akla getirmektedir. Sonuç olarak Türkiye’de sekülerlerin şunu anlaması lazım; sekülerizme gelen eleştiriler onun gerçek karakterini örten Kemalizm’e yapmaktadır. Sorun bizatihi sekülerizmin kendisi değil onun Kemalist bir toplumsal-siyasal bağlamda dayatılmış olmasıdır.

Türk sekülerleri artık şuna kafa yormalılar: Türkiye’de sekülerizm Kemalizm’den bağımsız, çoğulcu, daha özgürlükçü ve hak temelli olarak yeniden inşa edilebilir mi?

0 Paylaşımlar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x