ABD-İsrail ve İran Savaşında Nerede Durmalıyız?

İsrail ve ABD, İran’a saldırmışken İran’a nereden bakacağız? Kimileri tarihsel kin ve miras alınmış kavgalarla bakmayı seçiyor. Kimisini mezhep farklılığı üzerinden bakıyor. Kimisi Suriye’de ve direniş ekseni adıyla ortadoğuda sebep olduğu zulüm ve savaşlar çerçevesinde bakıyor. Kimisi islamofobik ve laikçi kaygılarla bakıyor.

Hayata bakışımızı ilkelerimiz belirlemeli. Dostluk ve düşmanlıkta, sevgi ve nefrette, destek veya köstek olmakta ölçümüz adalet-zulüm diyalektiği olmalı. Adalet hakkı gözetip dengeyi sağlamak iken zulüm bu dengeyi bozup haksızlık etmekle ortaya çıkar. Mezhep, din, siyasi ideolojisi veya rejim, dil veya etnik köken tek başına adalet ve zulüm hakkında bize fikir vermez. Karşı ideoloji veya kimlikte diye bir kişi zalim veya adil olmaz. Adalet ve zulmün ölçüsü olaylar karşısında yaptığımız seçimlerdir. Bu seçimlerimiz ortak vicdan veya aklı selim doğrultusunda bir iyilik veya kötülük ortaya çıkarıyorsa seçimimiz de ona göre şekillenmelidir. Ortak vicdan, aklı selim, adil veya zalim olmak tek başına soyut halde bulunamaz. Belirli siyasi, sosyal, ilişkisel bağlamlarda var olurlar.

İsrail, ABD finansmanıyla Gazze’de iki yıldır akıl almaz düzeyde vahşi katliamlar yapıyor. Daha önce ise İran Suriye’de farklı koşullarda İsrail’in Filistinlilere yaptıklarının aynısını yapıyordu. Ne eksik ne fazla. Suriye iç savaşı sürerken İran’ın zulmüne neden tepki gösterdiysek İsrail’in Gazze’deki katliamlarına da aynı sebeple tepki gösterdik. Her iki durumda da siviller bombalanıyor, halkların iradesi ve haklı talepleri görmezden geliniyordu.

Koşullar değişti. İran Suriye’den kovuldu. İsrail ise Filistin’deki işgal, hırsızlık ve katliamlarına ateşkese rağmen hem Gazze hem Batı Şeria gibi diğer şehirlerde devam ediyor. Üstelik Gazze’deki sözde ateşkesten sonra İsrail, saldırganlık boyutunu genişleterek bölgedeki diğer düşmanlarını da yok etmeye girişti. Bu bağlamda Lübnan’da sivilleri önemsemeden başlattığı saldırıları İran’a da yöneltti. Nükleer üretime dair müzakereler sürerken, İran arabulucuların dediğine göre önemli tavizler vermişken ve bir sonraki toplantının yeri dahi kararlaştırılmışken İsrail ABD ile birlikte saldırı başlattı.

İsrail-ABD saldırganlığının bölgemizde böylesine pervasız ve keyfi hareket etmesi vicdanları yaraladı. Üstüne İran’daki okul katliamında 175 tane çocuğu katledilmesi öfkeleri artırdı. İsrail ve ABD’nin hiçbir savaş ahlakına sahip olmadığını biliyorduk. Bu sebeple en başta İranlı sivillerin yanında durmak adalet prensibi gereği sergilememiz gereken insani tavırdı.

Gelgelelim İran devleti veya rejimine. İran rejimi gerek Suriye ve ortadoğu politikalarında gerek iç politikada oldukça zalimane bir tavır almıştı.1 Ülke içinde insan haklarına, demokratik katılıma, fikri çoğulculuğa değer verilmezken Suriye’de İran’ın finanse ettiği katliamlarla 500 bin civarı insan Esad rejimi tarafından katledilmişti. İsrail’in ve onun koruyucusu ABD’nin zalim karakterini ise iki yıl boyunca televizyonlardan Gazzeli bebeklerin katledilişiyle defalarca kez şahit olduk. Yani karşımızda zulümde birbiriyle yarışan iki güç savaşıyor. Allah bir zalimi diğerine kırdırarak onları cezalandırıyor. Ancak iki kötülük çarpışınca tavrımız ne olmalı? Buna dair duygusal değil ilkesel bir tavır nasıl olmalıdır?

İnsan rasyonel bir hayvandır. Fayda ve zararı iyice ölçecek kapasiteye sahiptir. Eğer karşımızda iki kötülük varsa zararı halihazırda daha fazla olana karşı zararı görece daha az olanın kazanması umulur ki büyük kötülük tasfiye edilsin. Artık İran’ın Suriye’de bir dahli kalmadı. Önemli ölçüde kendi içine çekilmek zorunda kaldı. Bununla birlikte İran’ın saldırıları halihazırda devam eden İsrail zulmünün aleyhine, Filistinli mazlumların lehinedir. İran’ın her isabet eden füzesi için Gazzeli mazlumlar yıkıntılar arasında sevinç çığlıkları atıyorlar. İsrail kuduz bir köpek gibi önüne gelene saldırıyor, İran’dan sonra kah Suudi Arabistan’ı, kah Türkiye’yi, kah Suriye, Mısır veya Ürdün’ü tehdit ediyor. Bölgedeki varlığını ve istikrarını komşu ülkelerin zayıflatılması ve istikrarsızlaştırılması stratejisi üzerine kuruyor. Dolayısıyla kötülük açısından İsrail, dünya ve bölge için daha uzun vadeli bir kötülük olmaya devam ediyor. Bu koşullarda İran’ın İsrail’e karşı kazanması mantıksal olarak faydası zararından daha çok olan bir durumdur.

Adalet ve zulüm bu noktada iki kötülükten daha büyük olanın yok edilmesi diğerinin geçici olmak kaydıyla desteklenmesi doğrultusunda belirleniyor. Hal böyleyken İran’ın yakın geçmişteki zülümleri, mezhebi kimliği veya zalim molla rejimi ikincil planda kalıyor. Önceliğimiz öncelikle ABD destekli bir İsrail’in bölgemizde geriletilmesidir. İran’ın İsrail’e attığı füzeleri desteklemek ve buna sevinmek, Suriye’de sebep olduğu katliamları unutmamızı gerektirmiyor. Fakat bu koşullarda psikolojik savaş açısından eski kavga ve öfkelerimizi gündemleştirmek, İran’ın mezhebi şii kimliğini öne sürmek ancak ve ancak İsrail’e yarayacaktır. Bunlardan uzak kalarak, daha büyük zulmün giderilmesi kaygısıyla İran’a geçici desteklerimizi sunmalıyız.

İsrail geriletildikten sonra şayet İran önceki yayılmacı ve zalim politikalarına devam ederse İran’a karşı durmaya tabi ki devam edeceğiz. Ancak bunu da yine İran’ın mezhebi kimliği sebebiyle değil halkını maruz bıraktığı despot yönetimi ve bölge halklarını savaş ve ölüme sürüklemesi sebebiyle yani adalet ve zulüm konusundaki ilkesel duruşumuz doğrultusunda yapmaya devam edeceğiz.

0 Paylaşımlar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x