Çağdaş Türk Düşüncesinin Oluşumu

Çağdaş ya da Modern dönemin başlangıcını Avrupa’daki Sanayi devrimi olarak kabul edebiliriz. Sanayi devrimiyle birlikte Batıdaki skolastik düşüncenin yerine akıl ve bilimin önem kazandığı aydınlanma süreci ortaya çıkmıştır. Adına coğrafi keşifler denilen sömürgeci faaliyetlerle büyük bir maddi refaha kavuşan Avrupa, Rönesans ile birlikte bilim ve teknikte de ilerlemiştir. Bu ilerleme İslam dünyası karşısında elde edilen siyasi ve askeri başarılar şeklinde kendisini göstermiştir.

Batıda süreç bu şekilde devam ederken Türk düşüncesi bağlamında Osmanlı devletinde -tüm islam dünyasında olduğu gibi- Avrupa’nın ilerlemesi karşısında geri kalmanın sebepleri araştırılmaya başlanmıştır. Devletin sürekli toprak kaybetmesi, Batının askeri başarıları çerçevesinde bir modernleşme ve fikri arayış süreci başlamıştır. Devletin bekasının korunması kaygısı tüm bu çabalara damgasını vurmuştur. Avrupa’ya giden öğrenciler, tercüme faaliyetleri, yabancı okulları gibi etkenlerle Batı düşüncesi Osmanlı coğrafyasına girmiş ve çeşitli fikir akımları ortaya çıkmıştır. Bu fikir akımları devletin gücünü neden kaybettiği, Müslüman dünyanın neden gerilediği tartışmaları etrafında şekillenmiştir. Türk aydınları arasında konuşulan önemli konulardan birisi İslamın ilerlemeye engel olup olmadığı tartışmasıdır. Yine Avrupa’dan gelen yenilikler karşısında nasıl bir tavır alınması gerektiği bir diğer önemli tartışma konusudur. Bir kısım aydınlar batının bilim ve tekniğini almanın yeterli olacağını savunurlarken bazı aydınlar ise modernleşmenin bir bütün olduğunu batının fen ve tekniğinin arkasındaki fikri dinamizmi yakalamak adına batıyı; kültürü, felsefesi ve yaşam tarzıyla bir bütün olarak almamız gerektiğini savunmuşlardır. Ortaya çıkan düşünce akımları bu tartışmalar etrafında şekillenmiştir.

Fransız ihtilalinin etkisiyle özgürlük ve vatan düşüncesi Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi şahsiyetlerin oluşturduğu Genç Osmanlılar üzerinde etkili olmuştur. Daha çok siyasi bir çözüm arayan Genç Osmanlılar halkın yönetime katılabildiği Meşruti bir yönetimi savunmuşlardır. Yine toplumu Osmanlılık kimliği etrafında din, dil, ırk ayırt etmeden bir araya getirmeyi hedefleyen Osmanlıcılık düşüncesini savunmuşlardır. Bununla toplumsal birlik ve beraberliği sağlayarak devletin Milliyetçi isyanlar etkisiyle daha fazla toprak kaybetmesini önlemeyi amaçlamışlardır. Osmanlıcılık dışında Türkçü, İslamcı, Liberal ve Sosyalist düşünce akımları da gelişme göstermiştir.

İştirakçi Hilmi, Sosyalist düşüncenin ilk önemli savunucularından olmuş ve İştirak dergisini ve Osmanlı Sosyalist Fırkasını kurmuştur. Yine önemli bir şahsiyet olan Mustafa Suphi ise Türkiye Komünist Partisini kurmuş ve Bolşevik devrimi sebebiyle Rusya’ya gitmiştir. Dağılma dönemi şartlarında pek anlaşılmayan sosyalist düşünce İştiraçi Hilmi ve Mustafa Suphi’nin Ankara hükümeti eliyle öldürüldüğü bir dizi siyasi baskı nedeniyle yer altına çekilmek zorunda kalmıştır. Cumhuriyet döneminde ilkin Kadro dergisi çerçevesinde Kemalizm’in sol yorumu olarak bir gelişme göstermiştir. Ancak muhalif söylemleri sebebiyle dergi kapanmıştır. 1950-80 arasında Hikmet Kıvılcımlı, Behice Boran, M.Ali Aybar, İdris Küçükömer gibi teorisyenler etrafında Türk toplumunun sınıf tahlili ve devrim için takip edilecek metot konularında tartışmalar yaşamıştır. Tabandan bir sınıfsal değişimin gerçekleştirilmesi, militarist yöntemlerle devrimi gerçekleştirme, Milli Demokratik Devrim yöntemi, bürokratik aygıtların Kemalist rejim eliyle küçük burjuva devrimini gerçekleştirip ülkeyi kapitalist ilerleme aşamasına getirip getirmediği tartışmaları etrafında farklı fraksiyonlar ve partileşmeler ortaya çıkmıştır. Seksen darbesiyle birçok kesimde olduğu gibi Sol ideolojide de bir kırılma yaşanmış ve sosyal demokrasi ya da Liberalizme yönelenler olmuştur. Sovyetlerin dağılmasıyla Sol düşünce etkinliğini iyice yitirmiştir.

Osmanlının son döneminde Liberal düşüncenin en önemli savunucusu Prens Sabahattin olmuştur. Devlet yönetiminde özerkliği içeren Ademi Merkeziyetçilik düşüncesini savunan Prens Sabahattin şahsi teşebbüs ve serbest piyasayı savunmuştur. Devletin yaşadığı çöküş nedeniyle güvenlikçi yaklaşımların öncelenmesi Liberal düşüncenin karşılık bulmamasının önemli nedenlerindendir. Cumhuriyet döneminde ise Liberal kimliğiyle öne çıkan Ahmet Ağaoğlu’nun fikirleri Ziya Gökalp’in korporatist düşünceleri sebebiyle karşılık bulmamış ve devletçilik politikası benimsenmiştir. Ayrıca tek parti döneminin totaliter yönetimi nedeniyle Liberal düşünce etkili olamamıştır. 1950’lerden itibaren A.Emin Yalman ve A.Fuad Başgil etrafında dini özgürlükler konusunda yaşanan tartışmalar ile Liberalizm ilk önemli gerilimini din üzerinden yaşamıştır.Turgut Özal döneminde ekonomide serbest piyasa politikaları izlense de Kemalist rejimin totaliter yapısı ve çeşitli toplumsal dinamikler nedeniyle Liberal düşünce 1990’lı yıllara kadar önemli bir gelişme kaydetmemiştir. Dünya genelindeki neoliberal değişimin de etkisiyle ilk liberal örgütlenmeler doksanlı yıllarda ortaya çıkmıştır. 28 Şubat darbesinin baskıcı ortamında İslamcılıkla birlikte hareket eden Liberal düşünce, iki binli yıllardan itibaren ise Ak partiyle nasıl bir ilişki kurulması tartışmaları etrafında genel olarak iki ayrı eğilim izlemiştir.

Milliyetçiliklerin artması ve Rusya’dan gelen Yusuf Akçura gibi milliyetçi düşünürlerin etkisi ile Türk milliyetçiliği düşüncesi ortaya çıkmıştır. İlkin edebiyat ve dil sahasında kültürel bir milliyetçilik olarak ortaya çıkan Türkçülük düşüncesi, Ziya Gökalp’in devletin Türk siyasi birliğinin sağlanması ile kurtulabileceğini içeren Turan (Pantürkizm) düşüncesiyle siyasi bir içerik kazanmış ve Türkçülük ideolojisi iyice belirginleşmiştir. Cumhuriyet döneminde Kemalist rejimin şekillenmesinde büyük rol oynayan Türkçülük, Turan düşüncesi yerine Misakı milli sınırları içerisine çekilmiştir. Türkçülük en önemli gerilimi din ve azınlıklar konusunda yaşamıştır. İslam’ın kuşatıcı ve kapsayıcı yapısının aksine Türkçülükte din kültürel bir konuma indirgenmiştir. Türkçe ezan gibi uygulamalarla dine Türkçü bir müdahale yapılmak istenmiş ve din laik bir formda yeniden konumlandırılmıştır. Yine ulus devletin inşası sürecinde yapılan asimilasyon çalışmalarında hareket noktası olması sebebiyle Türkçülük, Kürtler gibi geniş etnik grupların varlığından dolayı tüm Türkiye’yi kuşatıcı bir güce kavuşamamıştır. 1960’ların sonlarından itibaren Alparslan Türkeş ile önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi sonra Milliyetçi Hareket Partisi(MHP) adıyla siyasette tezahür etmiştir. Türkçülük düşüncesi kuruluşundan itibaren kendi içerisinde dinle ilişkisi bağlamında çeşitli kamplaşma ve bölünmeler yaşamıştır. Tek parti dönemi sonlarından itibaren Nihal Atsız etrafında belirginleşen Türkçülük tamamen seküler bir karaktere sahiptir. Buna karşın Z.Velidi Togan, Osman Turan gibi Türkçü düşünürler dine en azından kültürel bir değer atfederek muhafazakar bir tavır takınmışlardır. 1980 darbesi sonrası bir iç muhasebe yaşayan Türkçülerin bir kısmı İslamcılığa kaymıştır. Dine biçilen rol çerçevesinde Muhsin Yazıcıoğlu etrafında toplanan muhafazakar milliyetçiler, Alparslan Türkeş’in Kemalist bir çizgi takip eden Milliyetçi Hareket partisinden kopmuşlardır. Milliyetçi düşünce savaş ve güvenlik politikalarının yoğunlaştığı dönemlerde hep bir yükselişe geçmiştir. Bu çerçevede son yıllarda yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi, komşu ülkelerdeki savaşlar Milliyetçiliğin tekrar yükselişe geçmesini sağlamıştır.

Mehmed Akif, Babanzade Ahmed, Cemalettin Afgani gibi önemli şahsiyetlerin başını çektiği İslamcılık, siyasi açıdan din kardeşliği temelinde Müslümanların bir araya gelmesini içeren İttihad-ı İslam (Panislamizm) politikasını savunmuştur. Sorunların çözülmesinde batıdan gelen düşüncelerin aksine İslam’ın temel referans kaynağı olması gerektiğini savunan İslamcılık düşüncesi Abdulhamid döneminde devlet politikası olmuştur. İslamcılık, çöküşten kurtulmanın yolunun dini düşüncenin yenilenmesinden (Tecdid) geçtiğini savunmuştur. Geçmişten kopmadan (keşf-i kadim), yeniliklere açık kalarak (vaz-ı cedid) tarihsel bir bütünlük içerisinde Müslümanların İslamlaşmasını savunmuştur. Cumhuriyet döneminde İslamcı düşünce gerçekleştirilen inkılaplarla devlet tarafından büyük bir baskıya uğrayarak yok olma noktasına gelmiştir. Bu dönemde İslamcılık Milliyetçilikle iş birliği yaparak Muhafazakar bir formda var olma mücadelesi vermiştir. Said Nursi, Necip Fazıl gibi şahsiyetler üzerinden varlığını minumum düzeyde korumaya çalışan İslamcılık, 1950 sonrası oluşan özgürlük ortamında canlanmaya başlamıştır. Altmışlı yıllarda yapılan tercümelerle daha bütüncül ve evrensel bir olgunlaşma trendi yakalayan İslamcılık, yetmişli yıllarda Necmeddin Erbakan’ın Milli Görüş hareketiyle siyasi arenada görünür hale gelmiştir. Dini yayınlarda ve örgütlenmelerde yaşanan canlanma seksen darbesiyle duraklamıştır. Doksanlı yıllardan itibaren geniş halk kitleleri üzerinde önemli bir etkisi olan İslamcı düşünce Refah partisi ile kısa süreli bir iktidar şansı yakalamıştır. İki bin sonrasında, kuruluşunda İslamcı kadroların önemli yer tuttuğu Muhafazakar demokrat bir kimliğe sahip olan Ak Parti iktidarıyla önü açılan İslamcılık, gelinen noktada ciddi bir sağcılaşma tehlikesi geçirmektedir.

Son dönem Türk düşüncesinde Tevfik Fikret, Abdullah Cevdet, Celal Nuri, Ali Kemal gibi Batılılaşmayı sekülerizm anlamında radikal bir şekilde savunan şahsiyetlerin bulunduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Bu çizgi Cumhuriyet döneminde tek parti dönemi politikalarıyla devlet düzeyinde karşılık bulmuştur.

Türk düşüncesi içerisinde önemli bir yer tutan Muhafazakarlık ise Yahya Kemal, Peyami Safa, Nurettin Topçu, A. Hamdi Tanpınar, Kenan Rıfai gibi şahsiyetler etrafında belirginleşmiştir. Kemalist devrimlerin çok keskin bir şekilde yapılmasını eleştiren Muhafazakarlar, dine kurucu bir rol vermemişlerse de kültürel bir değer atfetmişlerdir. Muhafazakarlık tonları ise dine atfedilen anlam oranında farklılaşmıştır. Bu çerçevede kişisel yaşamlarında batılı değerlerle barışık olacak kadar yeniliklere açık olan Muhafazakarlar; toplumsal açıdan bayrak, ezan, cami gibi semboller üzerinden geliştirdikleri dil ile dindar kitlelerde bir karşılık bulmuşlardır. Muhafazakarlık iki bin sonrası ilk kez Ak Partinin kendisini muhafazakar olarak tanımlaması sayesinde siyasal alanda ideolojik bir kimlik olarak ifade edilmiştir.

0 Paylaşımlar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x