Empati, zor mesele. Dilim dönmüyor onu etkili biçimde ifade etmeye. Ama bir başkasını anlamak belki dünyanın en zor işi. En insani yönümüzdür görünenin ötesini görememek. Sınırlı bakışlara ve kavrayışlara sahibiz. Pencere mavi gökyüzüne, mavi gökyüzü ise özgürlüğe açılan kapıyken çoğu kez, sözkonusu empati olunca kendi penceremizin dışına çıkamıyoruz. Bu sebeple bir şeyleri yaşamadan, başkasıyla benzeri koşullara sahip olmadan onlar gibi anlayamıyoruz bazen. İşçilikte böyle bir şey.
İşçilik zor iş. İşçinin bir gününü düşünmek veya o da yetmez belki yaşamak daha iyi anlatır işçiliği. İşçi, çoğu zaman hayatını mecburiyetler doğrultusunda yaşar. O sabahın köründe kalkmaya mecburdur. Akşam geç saatlerde gelmeye mecburdur. Gün içinde omuzlarına ağır yükler almaya mecburdur. Hele bir de geçindireceği bir evi varsa tamamen mecburdur. Mecburiyet, dar bir çerçeveye mıhlar onu. Haftanın altı günü sabah erken kalk, gün boyunca koştur, patronun emirlerini yerine getir, fabrika çarkları arasında ordan oraya koştur, inşaatın altıncı katına malzemeleri taşı, market tezgahında bacakların kırılana kadar dikil, çalış çabala, yorul. Sonra akşam geç saatlerde evine dön. Yorgun argın girdiğin evde çocuklarına ve eşine biraz zaman ayır. Sonra vücudun her zerresine yayılan uykunun ağırlığı altında geceye karış. Ve ertesi gün tekrar aynı şeyler… İşçi, bu zorlu döngüye mecburdur. Günleri sınırlı imkanlarının karşılamaya yetmediği ihtiyaçlarını döndürmeye çalışmakla geçer.
İşçinin arkası yoktur. Kimsesi yoktur çoğu zaman. Ne bankalar kredi verir ona, ne bir yakını borç vermek ister. Asgari ücretin zincire vurduğu yaşamından bir cüzzamlıdan kaçar gibi kaçarlar imkan, güç ve iktidar sahipleri. İşçi, önce her zaman kendinden kısar, en zoru da mecbur kaldığında çocuklarından, ailesinden kısar. Onun bu dünyada bir gölge gibi geçip gitmesini sağlayan şey, her daim kısarak daralttığı hayat çeperi midir yoksa her geçen saniye kısalan ömrümüdür bilinmez. İşçi, itibarsızdır çoğu zaman. Görünmezdir. İnsanların çoğu kabuğun ötesini görmez. İşçinin özünde taşıdığı adamlık, yüksek karakter ve haysiyet beş para etmez insanların gözünde. Değer skalası maddi olandan başlıyordur çoğu zaman çünkü.
İşçiliğin belki de en acınası yönü emeğinin hakkını hiçbir zaman alamayacak olmasıdır. Kendisinden en asgari karşılıklar ile en yüksek emeği ortaya koyması istenir. Emek, işçinin hayatıdır, canıdır, ortaya koyduğu en kıymetli parçasıdır. Oysaki emek küçümsenir, taktir edilmez. Bu sebeple işçi de taktir görmez. Seçim zamanları gelen politik vaatlerde, bir günlük işçi bayramında ve ideolojik fanteziler için araçsallaştırılırken hatırlanır işçinin emeği. Emek bazen yorgunluk, alın teri, bazen kollardaki ağrı, ayaklardaki sızıdır. Daha önemlisi emek, çoğu zaman çocuklarının büyüdüğünü göremeden geçen günlerdir. Tekrar kazanılamayacak şekilde harcanan ömürdür. Emeğin değerini kim belirler bu durumda? Serbest piyasa mı? Demokrat düzenin kıravatlı hırsızları mı? Asgari ücret tespit komisyonu mu yoksa toplumcu ütopyalarına emeği malzeme eden ideolojik önderler mi? Gün biterken, kendisi de biten bedenin ve geri döndürülemeyecek olan zamanın karşılığı nedir sahi?
İşçi çoğu zaman zaten emeğinin tam karşılığını alamadığı için sömürülür. Uygun iş koşulları ve yan haklara sahip olmadığı için sömürülür. Değerli olan şey, her zaman kan emicilerin, aç gözlülerin hırs ve dikkatlerini üzerine çeker. Çok açıktan gözlenmediği için fark edilmez. Ama işçinin en değerlisi olan emeğini de tam da bu sebeple sömürürler güç sahipleri. Her an işçiyi çalıştırmaya, az maliyetle çok verim elde etmeye, emeğine konmaya, bu uğurda nefes aldırmamaya ant içmişlerdir. İşçinin hakkı, emeğin değeri sadece dillerdedir. Oysa İşçiye ve emeğine ailesi bile empati yapamaz çoğu zaman. Onu yine en iyi anlayan bir diğer işçidir. Birbirlerini yüzlerinden, yorgunluk akan gözlerinden tanırlar. Aralarında tam bir empatiye dayanan, eksiksiz bir insani merhamet meydana gelir. Ancak işçinin bu en insani ilişkisinden kanlar akıtacak, vahşi devrimlere, yıkımlara yol açacak bir dayanışma çıkarmaya çalışır ideolojik militanlar. İşçi en insani halinde bile rahat değildir, en karşılıksız ilişkisi bile sömürülmeye çalışılmaktadır. Bu sebeple işçi için empati belki de nadir geçen bir kuyruklu yıldız gibidir. Az karşılaşılan, çok kısa süren, çıplak gözle tam olarak taktir edilemeyen…