(1) Irkçılığın Muhafazakar, Ruhçu ve Dini Versiyonu: Nurettin Topçu ve Anadolucu Milliyetçiliği

Bu yazıda Nurettin Topçu üzerinden muhafazakar Türklerde yaygın kabul gören maneviyatçı, Ruhçu milliyetçi fikirleri ele alırken bunun Kemalizmle kesişim noktalarına değineceğim. Bu kesişim ise Türk Müslümanlarının bazılarının konu Kürtler olunca ümmet olduklarını unutup onlara karşı en kemalist ve devletçi tezlerle yaklaşmasının fikirsel kodlarını barındırmaktadır. Yakın zamanda youtuber, müslüman davetçi Altay Cem Meriç’in din kardeşiyiz diye sizi devletimize ortak mı edelim? Biz Türkler tarih boyunca ümmet için öldük? şeklinde sözlerle Kürt fobisini dışarı vurmasını birçok dindar Kürt’te Altay’a yakıştıramıyor. Çünkü dindar Kürtler dahi dindar Türklerin konu Kürtler olunca nasıl da Kemalist tezleri farklı biçimlerde tekrarladıklarını gördükçe şaşırıyor ve bunun sebebini anlamıyorlar. Bunun sebebi Kemalizmin kendisini Türkiye’de sağ, muhafazakar, milliyetçi cenahta Necip Fazıl, Nurettin Topçu, İsmet Özel gibi isimler üzerinden yeniden üretmesidir. Bu isimler üzerinden Türk Müslümanlığı Kemalizmin iki ayağından Laiklik(seküler modernleşme) ile kavga ederken aslında Kemalizmin Türkçülük(milliyetçilik) ilkesi ile sahici bir kavga içinde değillerdi. Bu sebeple Kürt sorununu yeterince göremiyor ve bu sorunun çözümünde bir tavır ve perspektif geliştiremiyorlardı. Böyle böyle Kürtler solun kucağına itilmişti. Bu ayrı sosyolojik mevzu. Konu dağılmadan devam edelim.

Peki Necip Fazıl,Nurettin Topçu gibi isimler veya Türk Müslümanlarının milliyetçilikle barışık olmasının nedeni neydi? Burada insafsızca eleştiriler getirmeden önce sosyolojik bir perspektifle bakılırsa milliyetçiliğe olan bu meylin mazur görülebilir bazı sebepleri vardı. Birincisi Müslüman Türkler bu ülkedeki her halk gibi Kemalizmin din aleyhtarı inkılapları sebebiyle zulüm görürken müslümanlığın kamusal görünürlüğü taşraya itilmiş durumdaydı. Müslüman Türkler de kendilerini milli manevi değerler adı altında zor bela ifade etmeye çalışmış ve bu sebeple milliyetçi söylemlerden yararlanmışlardı. İkincisi, Tek parti döneminde Kürtler medreseler ve Kürtlükleri sebebiyle ikinci bir dayağı yedikleri için Kemalizme daha bir direnebilse de özellikle Müslüman Türklerin Osmanlı-İslam mirasıyla bağları zayıflamıştı. Dolayısıyla milliyetçiliğin İslamla çelişikliğini laiklik kadar net göremiyorlardı. Üçüncüsü, bence her biri en az bir Avrupa dili bilen hem doğua hem batıya hakim olan Osmanlı İslamcıları(Mehmed Akif, Babanzade, Said Nursi, Reşit Rıza, Afgani..vs.) dahi Milliyetçiliği yeterince kritize edememişler, bunda Osmanlının henüz Müslüman coğrafyada hakimiyetini belli ölçüde devam ettiriyor oluşu ve İngiliz sömürgeciliğine karşu üçüncü dünya ülkelerinin bağımsızlık mücadelesinde milliyetçiliğin olumlu rolü etkili olmuştu. Bu sebeple Milliyetçiliğe “müsbet” bir alan tayin ediyor ve hüsnü zanla kültürel düzeyde bakabiliyorlardı. Ancak milliyetçiliğin siyasallaşmasına sonuna kadar karşıydılar. Fakat seküler modernleşmeci kanada(İTC,Kemalizm) yenildiler. Böylelikle sonraki nesille bağları tamamen koptu veya yüzeysel kaldı.1950lere gelindiğinde elif ba bilecek ve cenazeleri kaldıracak nitelikte adam bulma zorluğu yaşanıyordu İslam’dan bu düzeyde bir kopuş ve bundan doğan boşluğu İslam’a yakın sanılan milliyetçi mukaddesatçılık dolduruyordu. Bu koşullarda mukaddesatçı Türk aydınları en fazla dinin temellerini müdafaa ediyorlardı. Fakat sorun soğuk savaş sonrasında iletişim teknolojilerinin, bigiye erişimin ve ulaşımın arttığı, internet ve teknoloji çağında bile Müslüman Türklerin 1950-1970’lerin dar perspektifinden dünyaya bakma çabasına devam etmeleriydi. Bunu yaparken Kürt sorununa ilave terör sorunu çıkmış, saman altından ne sular akmış ancak Müslüman Türkler Türk Müslümanlığında, Türk İslam söyleminde, milliyetçi mukaddesatçılıkta, muhafazakar milliyetçilikte özetle Türkçülükte farklı biçimlerde diretmeye devam ediyorlar.

Gökalp’in muhafazakar daha doğrusu sağcı Türkçülüğü(gerçi şahsı ateisttir) Kemalizm tarafından ideolojik olarak kabul edilmiş ancak daha seküler ve solcu bir perspektifle uygulamaya konulmuştu. Özünde Gökalp’in sistemleştirdiği Türkçülüğü Gökalp’ten farklı olarak Kemalizm şu şekilde yapıyordu: Rejim batı tehdidi yüzünden her türlü beynelmilelci ideolojilere karşı çıkıyordu. Bu sebeple Misakı Milli sınırları dışına taşan Turancılık fikrine karşıydı. Zaten Gökalp’te de 1923 sonrası yazılarında Turancılığa pek rastlanmaz. (ama korkudan) Yine adına Atatürk milliyetçiliği de denilen, Kemalizm’in Gökalp’in idealize ettiği Türkçülüğünü yorumlama biçimi daha sekülerdi. Gökalp Müslümanlığın ve İslamiyetin Türkçülük lehine kullanılmasını istiyordu. Dini bu açıdan kullanabilmek için kendisine özgü bir tarihselcilik bile geliştrimişti. Dini devrimlerin halkı ürkütmeden gerekirse dini de kullanarak yapılmasını istiyordu. Ancak Kemalizm sert, tepeden inmeci ve kanlı bir yöntemle devrimleri gerçekleştirmeyi seçmişti. Tek parti sonrasında bu yöntemlerini devam ettirememesi Kemalizmi de varlığını devam ettirememe tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Kemalizm bu noktadan itibaren varlığını devam ettirmek için kendisine yönelen iç tehditlere karşı iki yöntemi kullandı.Birincisi, askeri darbelerdi. İkincisi ise yumuşak güç olan beşinci kol faaliyetleriydi.Bu çerçevede mesela Şevket Süreyyanın Kadro dergisiyle başlayan Kemalizmin sosyalist yeniden üretimi daha sonra farklı devam etti. Mesela biz İslamcıların aksine Türk solu Kemalizmin anti emperyalist bir hareket olduğunu iddia etti. (Bu iddiaya soldan bir eleştiri için Fikret Başkaya’ya bakabilirsiniz) Birincisi anti emperyalizm kavramı üzerinden Kemalizmle eklemlendiler. İkincisi Küçük burjuva devrimi çözümlemeleri üzerinden eklemleştiler. Argümanları şuydu Kemalizm burjuva devrimi olmasa da küçük burjuvazinin öncülüğünde bir modernleşme ve devletleşme hamlesidir.Bu feodalizme ve hilafete karşı bir ilericilik taşır. Kemalistler bu şekilde tarihi ilerletmişlerdir. Mihri Belli ve MDD tezi, THKPC ve Mahir Çayan çizgisi, Doğu Perinçek ve Doğan Avcıoğlu gibi isimler bu söylemler üzerinden Kemalizmle bağ kurarken aslında Kemalizm’de kendini yeniden üretiyordu. Nitekim Türk solunun Kemalizmle ortaklaştığı üçüncü önemli nokta ise laiklik ve akılcılık gibi aydınlanmacı söylemlerde buluşmalarıydı. Bu söylemleri Müslüman halka karşı gericiliğe, irticaya karşı mücadele ortaklığıyla yürüttüler. Gelinen noktada Türk solu ufak üç beş fraksiyon dışında Kemalistleşti. Artık Atatürk’ün CHP’si sol üzerinden Kemalizmini üretiyor.

Şimdi gel gelelim Kemalizm’in sağ, muhafazakarlık ve hatta İslamcılık üzerinden kendini nasıl ürettiğini ve üretmeye çalıştığına. Bu noktada bir örnek olarak Nurettin Topçu’yu detaylı ele alacağım. Bu örnek üzerinden Kürtlerin müslüman kardeşleri tarafından anlaşılamama nedeninin fikirsel kodlarına değineceğim. 

Nurettin Topçu ve benzeri mukaddesatçılar üstte belirttiğim sosyolojik sebeplerle, mecburiyetten yahut kemalizmin tezgahından zorunlu olarak geçişlerinden hatta kimisi ise gönüllü olarak Türkçülükle uyumlu idiler.Onlar fikirlerini İslam’a uygun sansa da,kendilerini din üzerinden Kemalizm karşıtı olduklarını sansalarda Kemalizmle ortaklaştıkları bir yön vardı: Milliyetçilik. Mukaddesatçı yahut dindar Türkler Ziya Gökalp’in ve Kemalizmin milliyetçilik yorumuna karşı çıktıklarını sanıyorlardı. Fakat özünde Türkçülüğün kendisi açısından hayati özelliklerini kendileri de daha dini söylemlerle muhafaza ediyorlardı. Böyle bir kafanın ister seküler ister dindar görünümlü olsun Kürt sorununu yahut Kürtleri anlayacak bir bakışa ulaşması haliyle zor olacaktı. Altay Cem Meriç’i dikkatle incelerseniz geliştirdiği söylemlerin özünü Nurettin Topçu’da bulacaksınız. Nurettin Topçu’yu dikkatle incelerseniz Kemalist ulus devletçilikle de uyumlu bir Gökalp milliyetçiliğine de ulaşacaksınızdır. Şimdi bu ilişkiyi Nurettin TOPÇU’dan başlayarak ele alalım. Bilenler bildiği için wikipedik bilgilerine girmiyor direk fikirlerine geçiyorum.

Nurettin Topçu çizgisi Hareket dergisi ve Dergah yayınları üzerinden temsil ediliyor. Bu çizgideki önemli isimlerden birisi mesela İslamcılıkla Milliyetçiliği ısrarla birleştirmeye çalışan İsmail Kara’dır. Mesela İsmail Kara’nın İslamcılık eleştirileri ile Topçu’nunki ve Türkçülüğün eleştirileri aynıdır. Neyse. Nurettin Topçu milliyetçiliği reddetmiyor. Gökalp milliyetçiliğini güya fazla etnikçi olduğu için eleştiriyor. Yine bir diğer eleştirisi Gökalp çizgisinin seküler oluşu. Ortalama dindar bir Kürt, İslama karşılar diye Türk Müslümanlarının Gökalp ve Türkçü fikirleri reddetmesini bekler. Ancak öyle değil.

TOPÇU, milliyetçiliği daha ruhçu, maneviyatçı ve İslami perspektiften yeniden yorumlar. Tezinin adı Anadolucu Milliyetçiliktir. Topçu, Milliyetçiliğini ırka dayamadığını iddia eder. İlk okuyanın direk anlamayacağı soyut söylemlerle İslam ruhuyla mayalanmış Anadolu geleneğine milliyetçiliğini yasladığını iddia eder. “Türk milleti bir ırk değildir. O, bir iman birliği, bir ahlâk birliği, bir ruh birliğidir.” der. Bunu duyan dindar bir gayri Türk ilk etapta bunda bir beis görmez. Ama hadi daha derinlere inelim. Topçu’nun ağzında bir Türk milleti lafı vardır. Kitapları Türk, Türkler, Türk milleti sözlerinden geçilmez. Peki ama böyle yoğun bir Türk söyleminde kastedilen nasıl etnik bir muhteva değildir? Topçu üstüne “İslamiyet olmadan Türk olmaz. Türklük İslamiyetle yoğrulmuştur.” der. Türk kelimesini İslamla açıkladığını iddia eder. Topçu: Millet, sadece maddî unsurlara bağlanamaz. Çünkü maddî unsurlar daima bölünmeye açıktır. İskeletten ibaret millet ve milliyetçilik çürümeye ve dağılmaya mahkûmdur. Bu yüzden Türklerin millet oluşu İslâm sâyesindedir ve milliyetçiliğin kaynağı İslâm’dır. Milliyetçiliğimiz Batı’nın oluşturduğu sağ ve sol şemaya oturtulamaz. Dolayısıyla milliyetçiliğimizin felsefî bir sisteme bağlanması gerek. Bu felsefe bin yıllık İslâmlaşmış tarihimizin ruhundan sızan ilmin mahsulü olmalıdır.” der. Topçu, milliyetçiliğinin manevi olduğunu söyler ve maneviliğini İslam gibi uluslar ve coğrafyalar üstü bir dine bağlar. Ancak bu milliyetçiliğin bedeni sadece ANADOLU’dur.

Kemalistlerin batı karşısındaki sinik Misakı Milli hassasiyetini Türk milliyetçiliğini Anadolu sınırlarına çekerek devam ettirmesi gibi Topçu’da Milliyetçiliğinin etnik kökene dayanmadığını iddia ederken kapsama alanını ilkin Anadolu coğrafyası ile sınırlandırır.Bu sınırların dışında kalan Araplar, Çerkezler, Boşnaklar, Arnavutlar gibi Müslümanlar Topçu’nun eserlerinde hep yabancıdır, aşağılanır ve tahfif edilir. Bunun örneklerine ileride geçeceğim.

Malum, milliyetçilikler bir tarih inşası üzerine kurulur. Topçu da kendi milliyetçiliğini etnik bir kökene dayandırmadığını iddia etse de tarihi Oğuz Türklerinin 1071’de Malazgirtten Anadoluya girişi ile başlatır. Eserlerinde sürekli “bin yıllık” tarih vurgusu yapar. “Türkler, millî kültürünü bin yıllık tarihinin mayasıyla yoğurmuş ve İslâm’ın ruhuyla doldurmuş bir millettir.” der ama etnik milliyetçilik yapmadığında ısrarcıdır. 🙂 İslam’ın tarihi 1400 yıldır. Araplar, Topçu’dan uyarlarsak “millî kültürünü bin dört yüz yıllık tarihinin mayasıyla yoğurmuş”, Kürtler “millî kültürünü bin üç yüz yıllık tarihinin mayasıyla yoğurmuş”tur. Peki Topçu’nun Türk tanımı etnik değilse tarihi neden Oğuzlarla ve 1000 yıllık geçmişten başlatmaktadır? “Türk milleti tarih sahnesine Oğuzlarla çıkar. Anadolu’ya yerleşme, Malazgirt Zaferi’yle başlar ve Oğuzların Anadolu’ya taşınmasıyla Türk milleti gerçek anlamda vücut bulur.” der. Topçunun kafasındaki Türk, Anadoludaki Sünni Oğuz Türkü köylüsüdür. “Türk milleti, Anadolu’nun Müslüman köylüsünün ahlak ve maneviyatından ibarettir. Bu maneviyat, Oğuzların taşıdığı İslam’ın tasavvufi ve ahlakî yorumu ile yoğrulmuştur.” der. Yine “Türk milleti, Anadolu’nun Sünni Müslüman köylüsüdür.” der. Altay Cem Meriç’in Anadoludaki Türk Köylüsünün tarihin yükünü sırtladığı iddialarını andırır bu sözler. Topçu bu noktada dolaylı olarak Anadolu’daki diğer halkları dışlayarak Oğuzların etnik bir kavim olmadığını iddia ederek onların Anadoludaki ahlak, kültür ve manevi birliğin sembolü olduğunu savunur. Bu noktada İslam’ı sos olarak kullanınca dindar Kürtlerin ve diğer Müslümanların kendisinin etnik milliyetçilik yapmadığına inanmamızı bekler. 🙂

  1. Maalesef mukaddesatçı, muhafazakar Türk Müslümanları böyle saçmalıkları yıllardır soyut ve kafa karıştırıcı şekilde dillendirip İslam üzerinden Kürtleri ve diğer Müslümanları kendi İslam görünümlü milliyetçi fikirlerine çekerler. Topçu, Türk köylüsü üzerine milliyetçiliğini kurduğu için şehirliyi dışlar. Hikayelerinde şehir kötülüğün mekanıdır. Topçu “İslamsız Türk olmaz” der. Bu şekilde dinle karıştırdığı milliyetçiliğinde Anadolu’da üst kimlik olarak Türk ismini önerir. Ne ki Türk tanımlamısını Gökalp ve Kemalistlerin aksine dinle barışık yaptığı için biz Müslüman Kürtlerin bunu kabul etmesi beklenemez. Çünkü böyle bir üst kabulde Anadoludaki Kürtler dahil tüm Müslümanlar dışlanmaktadır. Topçunun ruhçu, İslami milliyetçiliğinin yaptığı Türk tanımı kapsayıcılık ve üst kimlik olarak Türk ismini diğer Müslüman etnisitelere dayatma açısından Kemalizm’le ortaklaşır. 

Güya Gökalp’e dinsiz ve etnikçi diye karşı olan Topçu’nun Gökalp’ten farklı bir Türk tanımı yoktur aslında. Gökalp dil+din üzerinden hareket ederek Türk tanımını yapar: “Türk demek, İslam’ı kabul eden, Türkçe konuşan, aynı ülküye bağlanan halktır.” Ancak Topçu’dan daha açık sözlü ve cesurdur. Türk Kimdir? makalesinde açıkça Kürtleri kastederek “dili dilime dini dinime uymadıkça eşit kardeşler olamayız” der. Bu yüzden Hristiyan Gagavuz Türkleri millet kapsamına girmez. Gökalp, Türkler arasında en çık İslam revaçta diye bunu yapar. Ama dürüsttür. Topçu ise bizden Türk’ün Müslümanlıktan başka bir şey olmadığına inanmamızı isterken bir yandan Oğuz Türküne dayalı bin yıllık bir Türklüğü bize dayatır. Topçu milliyetçiliği tanımı gerek hem Anadolu sınırları dışındaki Müslümanları dışlar hem de Anadolu’daki müslümanları dışlar. Topçu, İslamcılığı ve onun siyasal perspektifi olan ümmetçiliği/İttihadı İslam fikrini dışlar. Çünkü ona göre İslam’dan ayrı bir Türklük düşünülemez. İslamcıların Türkler dışındaki diğer halkları da İslam uğruna işe koşmasına tahammül edemez. Ona göre “Türklükten ayrı bir İslâm da Anadolu’da mümkün değildir.

İki Yol Açıcı:Nurettin Topçu ve Necip Fazıl kitabının yazarı merhum Mehmet D. Doğan Topçunun ümmetçilik karşıtlığını Müslümanlığı Türklükten ayrı düşündükleri için olduğunu söyler. Topçuya göre “İslâmcılar yanılmışlardır. Çünkü İslâm’dan ayrı bir Türklük mümkün olmadığı gibi, Türklükten ayrı bir İslâm da bu topraklarda mümkün değildir. Türklüğü, İslâmsız anlamanın imkânı yoktur. Türklük ve milliyetçilik Müslümanlıktan ayrı olamaz. Müslümanlık Türklükten ayrı düşünülemez, tasavvur edilemez.” Yani Anadolu’da yaşayan bir Kürtseniz İslamı Türklük merkezli anlamalısınız. Anadolu dışında iseniz de Türksiz bir İslam anlayacağınız için yanılıyorsunuz. Çünkü Oğuz Türkü (Anadoludaki) İslamiyet ruhunun bedenidir. Ona en büyük hizmetleri yapmıştır. Ümmetçilik bu yüzden yanılmaktadır Topçu’ya göre “Panislâmizm Türk ülkesinde Türklükten ayrı bir İslam hayatına hasret çekme, bedenden ayrı yaşayan bir ruh hasreti gibidir.” der. Hatta İslamcıların ruhu(yani İslam’ı) sahiplenmelerine karşın öfkelidir. Diğer Türkçüler ise Anadoludaki Oğuz köylüsünü yani bedeni sahiplenerek yanlış yapmaktadırlar. Topçu’nun neye dayanarak İslam’ı Anadolu’nun tekeline aldığı, neye dayanarak Türk halkını İslam’ın tekeline aldığı ise belirsizdir. Araplar, Kürtler veya Malaylar İslamı kendi tekellerine alsalar Türkler bu durumda neye göre itiraz edeceklerdir? Tarihte sadece Türkler mi İslamiyete hizmet etmişlerdir? Yahut Kürtsüz İslam mı olur deyip Anadoludaki herkese İslam soslu Kürt üst kimliğini dayatmaya kalkan birinin bu keyfiliğine nasıl cevap verilecektir? Türk kalkıp İslama ettiği hizmetleri sıralasa, Kürt’te kalkıp onun İslam’a ettiği ihanetleri sıralasa iki tarafın kastettiklerinin hangisinin Türk olduğuna kim karar verecektir?

Son olarak Topçu’nun hikayelerinde Anadolu bağlamında azınlık durumuna düşen Arnavutlar, Çerkezler, Boşnaklar gibi diğer Müslüman halklar hep kötülüğün, zulmün sembolüdürler. Saf Anadolu Oğuz köylüsü ise yakışıklılığın, mertliğin, iyiliğin sembolüdürler. Örneğin Görünmeyen Adam hikayesindeki Arnavut Üzeyr “Hiçbirine benzemeyen iri gödesi, tersine çevrilmiş kulakları, kırmızı yüzü ve kirli yeşil gözleri” ile tasvir edilir. Yitik hikayesinde Hasibe “…ana tarafından üç göbek Çerkez, baba tarafından yine üç göbek Boşnak. Mavi gözleri ve kahpe bakışları vardı. İnce, kirli, titrek sesiyle sarı bir yılan gibi süzülür.” Araboğlu hikayesinde Arap karakter: “Siyah kindar gözleri, iri bacakları… dört kız alıp boşamış, iki dul kadının başını yakmış… Boşnak Şakir’le işbirliği yapmış hırsız ve katil.” olarak anlatılır. Konuyla ilgili detaylı bir analiz için Kenan Alpay’ın “Nurettin Topçu’nun Hikâyelerinde Kötülüğün Etnik ve Coğrafi Kökenleri” isimli makalesine internetten bakabilirsiniz. En son olarak şunu belirtmeliyim kendisi de bir çeşit nasyonal sosyalizm benimseyen Nurettin Topçu’nun odasında asılı olan fotoğraflardan birisi Adolf Hitler’e aittir. Topçu hiçbir zaman bu fotoyu indirmemiştir. İsyan Ahlakından bahseden düşünürün ahlaksızlığın timsali Hitler’e hayranlığının sebebini fikirlerinin militan takipçisi İsmail Kara’da bir gün olsun kendisine sormadıklarını belirtiyor. 

0 Paylaşımlar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x