Ezoterik-Gnostik içerikli filmler hep dikkatimi çekmiştir. İkinci sezonu yayınlanan Atiye dizisi de bizim kültürümüzden(Göbeklitepe, Kapadokya, Nemrut dağı) esinlenerek hazırlanmış ezoterik bir içeriğe sahip. Bu dizide de olduğu gibi, Türkiye’de bu tarz içeriklerde Şems ve Mevlana vurgusunun yapılması bu zatların sahip oldukları çizginin kitabi olmaktan çok hermetik bir içeriğe sahip olduğunu göstermesi açısından ibret verici. Dizi; soyut bir hakikat vurgusu, kemale erdikçe elde edilen sırlar ve paganik atıflarla taşıdığı ezoterik öğeler sayesinde birinci sezona güzel bir giriş yapsa da ikinci sezonda aynı etkiyi uyandırmıyor. Adem-Havva kurgusu, farklı zamansal boyutlar derken gittikçe Dark’a bağlayacak gibi
Atiye, ezoterik tüm öğretilerde olduğu gibi sırrı öğrenmeye hazırlanılıyor. Vakti gelince tüm işaretler bir bir ortaya çıkmaya başlıyor. Bu
işaretlerden en önemlisi ise Atiye’nin kendi iç dünyasından hareketle resimlerine aktardığı hatta çocukluğundan beri sürekli çizdiği bir sembol. Bu sembol 1965’te keşfedilen ve hala kazısı devam eden Göbeklitepe de ortaya çıkıyor. On iki bin yıldan fazla bir zamandır toprağın altına gömülü olan bu sembolü Atiye, nasıl bilebildiğini merak eder ve her şey o sembolü araştırmasıyla başlar. Bu sembol bana uzak doğu inançlarındaki yin yang sembolünü hatırlattı. Yin yang sembolündeki siyah-beyaz bütünlüğü, Atiye’nin sembolündeki iç içe geçmiş çizgilerden oluşan bir biriyle bağlantılı iki halka iyinin kötünün savaşı, bir birini tamamlayan iki ayrı bütün, elmanın iki yarısı, iki ayrı paralel evren, dünya-ahiret, melek şeytan şeklindeki düalist anlatımları ve inançları sembolize ediyor birazda.
Atiye’nin hikayesi annesinin karanlık sırları, öldü sandığı Zühre ninesinin ortaya çıkması, arkeolog Erhan, Göbeklitepe ve Nemrut dağı ile kesişerek devam ediyor. Diziyi yaklaşık bir yıl önce izlediğim için detayları pek hatırlamıyorum. Ancak sanırım genelde Ezoterik-Gnostik tarikatlarda ve inançlarda rastlanan hulul inancına diziyi bağlayacaklar. Çünkü ikinci sezon finalinde arkeolog Erhan ile Atiye’nin hikayesi Adem ile Havva’ya bağlandı. Tahminimce özel bir kan bağına sahip olmalarından veya hulula bir şekilde layık oldukları için seçilen veya başka herhangi bir sebepten dolayı Adem arkeolog Erhan’da Havva ise Atiye’de hulul edecek. Zaten şifacılık şeklinde ninesinden kalma doğaüstü bir yeteneğe sahip olması muhtemel olan Atiye’nin kadere müdahale etme veya tüm olaylar zincirini farklı bir şekilde yeniden başlatmak gibi bir güce sahip olduğu da anlaşılıyor. Zühre nine bu gibi üstün özeliklere sahip torununu ve tarikatın gizli öğretilerini korumak ve sonraki nesillere aktarmak gibi bir görevi var. Ancak Zühre nine bu tarikat silsilesinin son halkası.
Yeni sezonda ninesiyle ve paganik inançlarla harmanlanmış bir öğretiye sahip olan tarikatla ilgili yeni bilgilerin gün yüzüne çıkmasını bekleyebiliriz. Yeni sezonda ayrıca Atiye’nin eski müstakbel kayınbabası Serdar beyin kendisine çalıştığı gizemli örgüt hakkındaki bilgilerin de gün yüzüne çıkması kuvvetle muhtemel. Yine şahsi tahminim yeni sezonla Tasavvufi vurgulara daha fazla rastlayacağız. Çünkü İslam kültürü içinde ezoterik anlatımlarla en çok iç içe olan din anlayışı Tasavvufi öğretilerdir. Nitekim önceki sezonlarda Mevlana’ya atıfta bulunulması da bunun habercisi gibi.
Bu tür senaryolarda işin sonunda tarikat veya gizlediği öğreti(veya inanç), her dinden gizemli bir kaç unsur bir araya getirilip tüm dinleri kapsayan veya dinler üstü bir pozisyonda konumlandırılıyor. Böylece tüm dinlerin aslında aynı ortak hakikate inandıkları mesajı veriliyor. Bunun kaçınılmaz sonucu ise dinsel farklılıkların anlamsızlığı oluyor. Bu tür gnostik tarikatlar genelde tüm dinlerin kendisinden çıktığı o büyük hakikati gizledikleri propagandasına dayanıyor. Bu iddialar ise tüm dinlerde benzeri anlatımlara sahip yaratılış hikayeleri(adem-havva), kutsal kase/sandık, Mesih/kurtarıcı v.b. ortak vurgular üzerinden yürütülüyor. Yoksa işin ucu son yıllarda iyice artan New Age dinleri çerçevesinde yapılan propagandalardan tek dünya devletine, tek dünya devletinden bu devletin vatandaşlarının(hatta tüm insanlığın) inandığı, tüm dinlerden bir parçanın alınarak ortaya çıkarıldığı eklektik ortak bir dinin hedeflenmesine kadar çeşitli komplo teorilerine bağlanabilir. Umarım Atiye dizisini de buna bağlamazlar. Çünkü bu tarz senaryolar ise artık kabak tadı vermeye başladı.
Dizinin bana göre en karizmatik oyuncusu ve karakteri Zühre nine. Urfa yöresinin mavi tonlu kıyafetlerinin kattığı mistik hava ve ilerlemiş
yaşının kattığı olgunluk insan üzerinde etki bırakıyor. Bıraktığı bu etkiyi psikolojik açıdan dini anlatımlarda sıklıkla yer buran gizemli ak sakallı/yaşlı hikaye karakterlerini anımsatıyor olmasına borçlu olabilir. :)) Nihayetinde Zühre nine bizim için biraz da Recep İvedik’in rüyasına giren dedenin kadın versiyonu. :)) Hem de öyle rüyada görüneninden değil aniden pencerede filan görünüyor. :)) Yine başrolde olmasına rağmen Erhan tiplemesi rolünün hakkının en az verildiğini düşünüyorum. Serdar bey rolü ise daha az itici şekilde oynanabilirdi.
Son olarak belirtmeden geçemeyeceğim. Atiye’nin Nemrut dağında mahsur kaldığı sırada kendisine görünen melek tiplemesi bana az daha diziyi bıraktırıyordu. Dizinin bütünlüğüne göre aşırı absürt, itici(hatta iğrenç) ve çocuksu bir melek tiplemesi üretmişler. Çizgi film karakterlerinden fırlamış gibi. Ha, dizi çok iyi diyemezsem de vasatın üstünde diyebilirim. Özellikle gizem içerikli filmlere ilginiz varsa tavsiye ederim. Üçüncü sezonu bekleyelim, görelim bakalım neler olacak.
Atiye Fragman: