İklim Değişikliğinin Dünyanın Sonunu Getirdiği Bir Distopya: Snowpiercer

Aslında bir film değerlendirmesi yaparken oradaki güzel replikleri not almak gerekir. Snowpiercer için bunu yapmadım, bundan sonrakilerde buna dikkat etmeye çalışacağım. Fakat yine de Snowpiercer tavsiye etmeye ve hakkında bir kaç cümlede olsa bişiyler karalamaya değen bir yapım.

Dizi iklim değişikliklerine karşı önlem almak isteyen bilim adamlarının dünyayı dondurmasıyla gelen kıyamet sonrası bir öyküyü ele alıyor. Bu tür kıyamet senaryolarına hazırlıklı olan bay Wilford ve öğrencisi Melanie birlikte bir tren inşa ederler. Tren donmuş dünyada hiç durmadan hareket etmelidir. Durursa içindekilerle birlikte donacaktır. İçinde bulunduğu distopik dünyada Nuhun gemisi işlevini gören trende ise yok yok, tarım ve hayvancılık vagonları, 1.2. ve 3. sınıf düzey vagonlar, her düzeye uygun hizmetler… Trene birde son anda biletsiz binen yolcular var. Trende adına postal denilen askerler trene izinsiz binen sivilleri katletse de bir kaç yüz sivil trene girmeye başarmış. Ve trenin en son vagonunda tıka basa şekilde sadece günlük, berbat yiyecek desteği verilerek yaşama tutunuyorlar. Kuyrukçular içinde lider olarak sivrilen eski bir dedektif olan Layton, ilk bir sezonun sonunda trende bir devrim gerçekleştirerek eşitsiz düzene bir son verir. Dizinin hikayesine dair fazla spoiler vermemek adına ve yazıyı uzatmamak için dizinin hikayesini geçiyorum.

Trende üçüncü sınıf mevkiye ilave olarak kuyrukçuların vagonuylada berebar dört sınıfsal yapı oluşmuş. Melanie, Wilford’u ekip treni kaçırdığı için hayali bir Wilford karakteri yaratmış. Tüm trene Wilford’dan emirler getirdiğini söyleyerek treni yönetmeyi yedi yıl boyunca başarmış. Wilford kurtarıcı mesih rolünde insanların gözünde. Çünkü geriye kalan milyarlarca insan arasından kendilerinin kutulmasına vesile olan kişi Wilford. Melanie de Wilford’un adını kullanarak yedi yıl boyunca treni yönetmeyi başarmış. Fakat düzeni sağlamak adına despotizmin süregittiği bir düzen bu. Cezalandırılan insanların çeşitli uzuvları trenden dışarı sarkıtılıp anında donmaya maruz prakılıyor. Sonra donan uzuv bir baltayla parçalanıyor. Birinci sınıftakiler en lüks ve konforlu hizmeti alıyorlar. Bu sınıftakiler en zengileri, trenin kuruluş aşamasında finanse etmiş, bu işe para yatırmış olanlar. Trenin yönetiminde de kısmen söz sahibiler. İkinci sınıftakiler beyaz yakalılar, yine de oldukça avantajlı konumdalar, üçüncü sınıftakiler ise bir şehrin kenar sokaklarındaki gibi bir ortama sahipler. Bu sınıfları üst, orta ve alt sınıf şeklinde niteleyebiliriz. Alt sınıf yani üçüncü derece vagonda olanlarda uyuşturucu satışı ve pis işler yaygın. Trenin sonundaki kuyrukçular ise sadece zoraki yaşamalarına izin verilen, arada iş gücü ihtiyacı olsa içlerinden birilerinin seçilip götürüldüğü, dışlanmış bir sınıf. Tabi kıyamet bunlardan kopuyor. Aslında hikaye tipik bir ezilen sınıfının ezenlere karşı orta sınıfların da desteğini bir şekilde arkasına alarak devrim yapması hikayesiyle devam ediyor. Alttan gelen bu devrim üstteki tüm dengeleri değiştiriyor. Çünkü tam o sırada üst sınıftaki iktidar çekişmesi kızışmış, sermaye(treni finanse eden zengin bir aile) ile asker(postalların komutanı) işbirliğinde anlaşarak tam da bir darbe girişiminde bulunmak üzereler. Fakat devrim onları da ezip geçiyor.  Burada devrimle amaçlanan ise komünal bir düzen değil. Devrimcilere karşı statükoyu savunanların temel iddiası sınırlı kaynaklar olduğu ve mevcut sınıfsal ve totaliter düzenden başkasıyla bu trende hayatın devam edemeyeceğidir. Çünkü eğer kaynaklar herkese eşit dağıtılırsa kısa sürede tükenebilir. Kapitalizmin temel tezi burada işlenmiş aslında, kapitalizm dünya kaynaklarının “sınırlı” olduğunu, güçlü olanın kazanarak bu kaynakları elde edeceği, geri kalana eşit şekilde dağıtmaya kalksak dünyadaki kaynakların biteceğini savunur. Ki bunda haklıdır da. Düşünsenize örneğin dünyadaki her insanın yahut ailenin aracı var. Araç yapımında kullanılan hammaddeler kısa sürede tükenecektir böylesi bir durumda. Tren üzerinden düşünürsek, her aileye birinci sınıf bir oda verilmek istenilirse bu asla mümkün olmayacaktır, çünkü birinci sınıf oda sayısı sınırlıdır, birinci sınıf oda isteyen nüfus sayısı ise eldeki kaynaklardan kat be kat fazladır. Trendeki devrimci ekip de aslında meselenin farkında ve daha sosyal, şeffaf bir liberal düzenin mücadelesini veriyorlar. Kaynakların dağılımı sorunu modern ideolojilerin temel tartışma konusu, senaristler bu konuda ince mesajlar vermişler.

İkinci sezonda trenin kurucusu Wilford bir şekilde trene geri dönüyor. Ancak adam tam bir narsist diktatör. Onca verilen mücadeleye rağmen Wilford tek adamlığını ilan etmek istiyor. Bunu yapmak için de trendeki kendi hayranlarından/sempatizanlarından yararlanıyor. Önce trende birtakım sabotaj ve cinayetler işleniyor. Bu cinayetlerin baş sorumlusunun evangelist bir papaz olması da ayrı bir ince mesaj. Bilindiği gibi evangelistler tanrıyı kıyamete zorlamak için daha çok kaos çıkmasını isterler. Kaos ne kadar artarsa kurtarıcı Mesihin gelmesi hızlanacaktır. Tabi bu dünyadaki mesihimiz ise Wilford’dan başkası değildir.

Değişim ve reform vaadindeki her türlü iktidarın ilk imtihanıyla Layton da sınanıyor. Çünkü devrimin getirdiği kaosu ilkin düzene sokmaya çalışıyor. Bir yandan yeni düzeni kurmaya çalışırken öte yandan Wilford yanlılarının provokasyonlarıyla uğraşmaya çalışıyor. Bu sebeple verdiği vaatler gecikiyor ve sıkıyönetim süresi uzuyor. Fakat en sonunda Wilford bir şekilde tren yönetimini ele geçiriyor. Kendi hayranları da yeni yönetim sürecinde Wilford’un bencil ve baskıcı yüzünü görüyorlar. Her devrim kendi evlatlarını yer misali Wilford’da kendi destekçilerini harcamaktan çekinmiyor. Bu defa da insanalr Wilford’a karşı bir direniş örgütlüyorlar.

Dizi günümüz dünyasını anlatıyor aslında. Bir tarafta sosyal eşitsizliklerin açtığı sınıflar arası uçurumalr, diğer tarafta bunu olabildiğince düzeltmeye çalışan sosyal adalet yanlıları. (İyi hoş sosyal adalet mümkün müdür oda ayrı bir tartışma konusu.) Bir tarafta değişim isteyenler, diğer tarafta koltuğunu bırakmak istemeyen piskopat despotlar. Öte yandan mesiyanik kurtuluş hareketleri ve onun fedaileri. Tüm bunlar arasında her devrin adamları, kişisel menfaati dışında başka bişiy düşünmeyenler…

En sonunda Melanie ve Layton el birliğiyle Wilford’u trenden kovuyorlar. Yaptıkları bilimsel araştırmalarla atmosferin ısındığını farkediyorlar. Layton ve taraftarları Afrika boynuzunda yüksek bir yerde inme görüşünü benimsiyorlar. Melanie ve taraftarları ise inmek için erken olduğunu düşünüp devam etmeye karar veriyorlar. Böylece tren ikiye bölünüyor. Bir tarafta idealistler, diğer tarafta realistler… En sonunda Layton ve taraftarları gerçekten de sıcaklığın yaşanabilir olduğu bir karaya iniyorlar. Dizi burada bitiyor. İşin kötü yanı yapımcılar diziye çekmeyi planladıkları son dördüncü sezonu iptal kararı aldıklarını duyurdular. Zaten bütün güzel diziler ya sonu gelmiyor ya da sonu gelse de berbat bir finalle bitiyor. Umarım yapımcılar bu kararlarından geri dönerler. Diziye on üzerinden dokuz veriyorum. İzlerseniz pişman olmayacağınızı düşünüyorum. Selametle kalın.

 

Snowpiercer Fragmanı:

0 Paylaşımlar
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x