Kuran’da zinanın cezası yüz sopa(Nur-2) olarak belirlenmiştir. Bu cezayı belirlerken evli bekar-ayırımı yapılmadan zina eden tüm kadın ve erkeklere yüz sopa vurulması emredilmiştir. Ancak bilindiği gibi Allah Resulünün s.a.v. teşri(hüküm koyma) yetkisi vardır. Peygamberin bu yetkisinden hareketle geleneksel kabule göre zina eden kişi evli ise taşlayarak öldürme(recm) cezası verilmektedir.
Bu görüşe göre bekar bir zinakarın bekar oluşu hafifletici sebep olarak görülmelidir. Çünkü bekar bir insanın evlilere göre zinaya düşme ihtimali daha yüksektir. Ancak evli bir insanın zina etmesi affedilemez bir durumdur. Çünkü helal yoldan cinsel ihtiyacını giderme imkanı varken zinaya başvurmak iki katı çirkindir. Bu sebeple Allah’ın emirlerinin nasıl uygulanacağını, detaylarının nasıl olacağını bize beyan etmekle görevli olan (Nahl-44) Peygamber, zina cezasını kategorize etmiş ve evli bekar ayırımı yaparak evlilere ayettekinden farklı ve daha ağır olan ölüm cezasını layık görmüştür. Konuyla alakalı dört tane de sahih kabul edilen hadis getirilmektedir. Bu hadislerden anlaşıldığına göre Peygamber s.a.v. recm cezasını uygulamıştır.
Konuyla alakalı tüm iddialar ve deliller incelendiğinde usul ilimleri(bilgi yöntemi) açısından ciddi çelişkiler bulunduğu görülecektir. Şahsen ikna edici bir cevap aradığım bu çelişkileri şöyle sıralayabilirim:
1- Sünnet Kuran’dan büyük bir hüküm koyamaz
Allah Resulünün hüküm koyma(teşrii) yetkisi vardır. Evet, ancak bu hükümler Kuran’a tabi olmak zorundadır. Çünkü Peygamber s.a.v. in görevi Kuran’ı açıklamaktır. Ayetlerde peygambere Kurandaki hükümlerin nasıl uygulanacağını, nasıl yaşanacağını ve pratiğe geçirileceğini göstersin diye yetki verilmektedir. Bu durumda Peygamberin verdiği hükümler Kuran’ın koyduğu ana hükümler ve genel ilkelerin içerisinde kalmak zorundadır. Örneğin kabaca belirtirsek Kuran hırsıza el kesme şeklinde ceza vermeyi emreder. Sünnet ise bu cezanın ne tür hırsızlıklara hangi şartlar altında olunursa uygulanabileceğini ortaya koyar. Öyle ekmek çalmak gibi basit hırsızlık yapan kişilerin eli kesilmez. Ama bunu sünnet belirtir. Hırsızlık suçunun büyüklüğü ve küçüklüğü, illeti v.b. noktasında bize yol gösterir. Ancak örneğin Peygamber s.a.v. Kuranda hırsızlık için belirtilen el kesme cezasından daha büyük bir ceza olan ölüm cezası hükmü veremez. Çünkü bu durumda Kuranda belirtilen hırsızlık cezası sınırları içinde kalınarak bir ceza verilmediği gibi el kesmekten daha büyük bir ceza olan ölüm cezası verilmiş olunacaktır. Dolayısıyla Peygamberin s.a.v. vereceği hükümler hırsızlık cezasının sınırları içerisinde kalınarak tashih etmek ve uygulamak şeklindedir.
Yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı gibi Sünnet Kuran’a tabidir. Onun hükümlerini tashih ve tebyin eder. Kuran’ın hüküm koyduğu bir konuda sünnetin hüküm koyma yetkisi yoktur. 1 Demek ki sünnet tabi olan, Kur’an ise kendisine tabi olunandır. Sünnet furu/cüzi/küçük olan Kur’an ise asıl/külli/büyük olandır. Bu durumda Kuran zina için en ağır ceza olarak sopa cezası koymuşsa Sünnet Kurandakinden daha büyük bir hüküm koyarak ölüm cezası getiremez. Sünnet mevcut Kuran hükmünün sınırları içinde kalıp tashih etmelidir. Sünnet tabi olmak zorunda olduğu Kurandan nasıl daha büyük bir hüküm koyabilir? Dikkate değer bir başka nokta ise Allah’ın c.c ölüm düzeyinde ön görülen had cezası gibi insan hayatını ilgilendiren önemli bir konuyu Kuran’da belirtmemesidir. Ölüm cezasından daha hafif olan “sopa” cezasının Kuran’da bulunmasına rağmen ondan daha ağır olan “ölüm” cezasının Kuran’da yer almaması oldukça ilginçtir. Kaldı ki Kuran’da başka birçok meselede çokça detaya girilmiştir. Örneğin Bakara 282’deki borçların yazıya geçirilmesiyle alakalı ayete bakılabilir.
2-Haberi vahid ile had cezası verilemez
Bilindiği gibi hadisler genel anlamda ahad ve mütevatir olarak ikiye ayrılır. İslam uleması ahad hadislerin bağlayıcı olsa da zanni olduklarında ittifak etmişlerdir. Yani sahih olsa da zan barındıran, tek bir ravi zincirine dayanan hadislerdir bu hadisler. Yazı uzamasın diye teknik detaylara ve tanımlara çok girmeyeceğim. İlgisi olan bu kavramları araştırabilir. Yine alimlerin cumhurunun kabul ettiği gibi sübutu zanni oldukları için ahad hadisler(haberi vahid) ile itikat oluşturulamaz. Yani iman/inanç esasları ortaya konulmaz. Çünkü iman yakin üzerine kuruludur. Yine Nass düzeyinde hükümler verilemez. Hele ki had cezaları hiç verilemez. Bu tür hadislerle verilen hükümler zanni olmaktan öteye gidemez.2 Bu çerçevede baktığımızda eldeki dört hadis ile recm gibi ölüm cezası anlamına gelen bir hüküm(had cezası) konulamaz. Çünkü tüm bu hadisler ahad hadislerdir.
Bu dört hadisle alakalı bir diğer belirsizlik ise celde ayeti denilen zina edenlere sopa cezası verilmesini ön gören Nur suresindeki ayetin bu hadislerdeki uygulamalardan önce mi sonra mı indiğinin bilinmemesidir. Buhari’nin naklettiği bazı rivayetler böylesi bir belirsizliği sahibinin dahi yaşadığını ortaya koymaktadır.3 Bu durumda celde ayetinin hadislerde geçen uygulamalardan sonra inmiş olması da muhtemeldir. Öyleyse, gerçekten Peygamber s.a.v. recm cezasını uygulamışsa bile nur suresindeki celde ayeti inerek son hükmü koymuş olabilir. Olabilir deyip buradaki belirsizliği bilinçli şekilde belirtmek istiyorum. Çünkü işin daha kötüsü bu hadislerin zanni olması yetmezmiş gibi celde ayetinden önce mi sonra mı uygulandığının belirsiz olması had cezası gibi (hem de ölüm cezası içeriyor) kesin, nass düzeyinde delil gerektiren bir cezanın nasıl da çürük temeller üzerine bina edildiğini ortaya koyması açısından oldukça çarpıcıdır.
3-Ölümün yarısı olmaz itirazından kurtulmak için kıyasın yanlış kurulması
Recmi savunanların recmi temellendirdikleri illet, evli-bekar ayırımı yapmalarıdır. Kuran ise böyle bir ayırım yapmayarak emri genel verir: “Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun.” (Nur 2)
| Zinakar Kadın + Zinakar Erkek |
==> 100 Sopa (Nur-2) |
Zina cezasından bahseden bir başka ayette ise sadece hür/köle ayırımı yapılmaktadır. Bu ayet ise şöyledir: “İçinizden mümin ve hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan mümin câriye kızlarınızdan alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Birbirinizden türeyip gelmektesiniz. Öyleyse iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartıyla ve ailelerinin de izniyle onları nikâhlayıp alın, mehirlerini de âdete uygun olarak verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların(Muhsanat) cezasının yarısı gerekir…” (Nisa 25) Bu ayette ise cariye/köle ve hürlerin ilişkisi önceki ayetlerden başlanarak ele alınmıştır. Yani ayetin odak noktası hür/köle-cariye ayırımıdır. Eğer bir cariye zina cezası yaparsa hür olanlara verilen cezanın yarısını verin denilmektedir. Çünkü o günün köleci toplumunda kölelerin zinaya zorlanmaları veya bir şekilde etki altında bırakılıp istismar edilmeleri olası bir durumdu. Bu nokta göz önünde bulundurularak özgürlüğünden mahrum olmak durumu suçu hafifletici sebep olarak sayılmıştır. Bu durumda sadece Kuran’dan hareketle şöyle bir kıyas geliştirilmiş oluyor:
| Evli Cariye/Köle Zinakar |
==> 50 Sopa (Nisa-25) |
| Evli Hür Zinakar |
==> 100 Sopa (Nisa-25) |
Recmi kabul edenler ise sünnetin evli/bekar ayırımı şeklinde yeni bir illet belirleyip tashih yaptığını ve böylece ölüm cezasını gerektiren yeni bir hüküm koyduğunu söylemektedirler. Bu çerçevede kıyası şu şekilde kurmaktadırlar:
| Bekar Zinakar |
==> 100 Sopa (Nisa-25) |
| Evli Zinakar |
==> Recm (Sünnet) |
Evli/Bekar şeklinde zina cezasının sünnet yoluyla kategorize edildiğini savundukları zaman bu defa da Nisa 25. ayeti çerçevesinde bir çelişkiye düşmektedirler. Bu çelişki şudur: Nisa 25’te köle zinakarlara hür zinakarların yarısı kadar ceza verilmesi gerektiğini belirten kesin bir hüküm bulunmaktadır. İlk bilgi kaynağımız Kuran olduğu için Kuranın koyduğu kural asıl belirleyici olandır. Kurandaki bu hür/köle ayırımının üzerine sünnet yoluyla koyulduğu iddia edilen evli/bekar ayırımını koyduğumuzda ise akla aykırı ciddi bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Buna göre eğer hür evli zinakarların cezası ölüm ise köle evli zinakarların cezası hür ve evli olanlara kıyas edilerek onlara verilen cezanın yarısını vermek gerekmektedir. O halde hür evlilere verilen ceza ölüm ise köle evlilere verilen cezada ölümü nasıl yarıya indireceğiz? Recm(ölüm) cezasının yarısı nedir? Nisa 25. ayeti “Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa” ifadesiyle evli cariyelerin zinasından bahsetmektedir. Recmi savunanlar ise buna temel olarak evli/bekar ayırımını getirdikleri için önce bekarı bekarla, evliyi evliyle kıyas etmek gerekmektedir. Bu durumda recmi kabul edenlere göre Nise 25 ışığında kıyas denklemi şöyle kurulmak zorundadır:
| Bekar Hür Zinakar (100 sopa) ——–>> Bekar Köle Zinakar (50 sopa) |
| Evli Hür Zinakar (Recm) ———>> Evli Köle Zinakar (Recmin yarısı?) |
Görüldüğü gibi kıyas; evli hür zinakar ile evli cariye zinakar; Bekar hür zinakar ile bekar cariye zinakar şeklinde yapılmak zorundadır. Çünkü sünnetin evli/bekar ayırımı sebebiyle recmi getirdiği savunulmaktadır. Bu durumda ölümün yarısı olur mu sorusu kaçınılmaz bir sorudur. Ölümün yarısı olmayacağına göre recmi kabul edenlerin ölümün yarısı problemine sebep olan sünnet yoluyla konulduğu iddia edilen evli/bekar ayırımı kabul edilemez bir ayırımdır. Çünkü eğer Kuran ve Sünnet çelişirse ve aklen tevil mümkün değilse bilgi kaynağı olarak Kuran’ı kabul etmek önceliğimizdir. Örneğin çağdaş alimlerden kendisi de sünnetin teşri yetkisini kabul eden Yusuf el Karadavi4 de kıyası bu şekilde yapıp ölümün yarısı olmaz gerekçesiyle recmi reddetmektedir. Muhammed Ebu Zehra, Taha Cabir Alvani gibi alimler de bu görüştedirler. Tarihte Hariciler gibi gruplar da Nisa 25’e dayanarak recmi reddetmişlerse de heterodoks kabul edildikleri için bu konudaki görüşleri ciddiye alınmamıştır. Ayrıca bu yaklaşımla sünnetin teşri yetkisini tartışmaya açmanın ise gerekli olmadığını düşünmekteyim. Öncelikle problem, sünnette gerçekten böyle bir hükmün olup olmadığını tespit etmektir.
Muhsanat kelimesi üzerinden yapılan itiraz
Ölümün yarısı olmayacağına göre recm yoktur diyenlere karşı Nisa 25’deki Muhsanat kelimesi üzerinden itiraz edilmektedir. Bu itiraza göre ayetin son kısmında kullanılan “muhsanat” ifadesiyle hür kadınlar kast edilmiştir denilmektedir. Çünkü recmi savunanlar da buradaki çelişkiyi fark etmişlerdir. Ancak Sünnet ile Kuran arasını tevil etmek çabasıyla muhsanat kelimesiyle kast edilenin hür ve “bekar” zinakarlar olduğunu belirtmişlerdir. Örneğin İmam Şafii ölümün yarısı olmayacağına göre burada bahsedilen ceza yarılanabilen bir ceza olmak zorundadır. Öyleyse burada evli cariyelerin zinasının kendisine kıyas edildiği grup hür bekar zinakarlardır demektedir. Fakat bu durumda kıyas yanlış kurulmaktadır. Çünkü mantıken evli evliyle bekar bekarla kıyas edilmek zorundadır. Bu yaklaşım tabiri caizse tıpkı elmayı armutla kıyaslamaktır ki böyle bir kıyas fasit(bozuk) bir kıyastır ve kıyasın şartlarına uymamaktadır.
Kıyas noktasında yaptığım eleştiri çerçevesinde Muhsanat kelimesinin “evli” anlamını gerektirmesi kanaatimce kaçınılmaz olduğu için ayrıca Muhsanat kelimesinin anlamı üzerinden tartışmayı sürdürmeyi gerekli bulmuyorum. Ancak yine kısa bir not düşmek anlamında buna da değinelim. Muhsanat kelimesi ayetlerde “evli olmak, iffetli olmak, hür olmak” gibi anlamlarda kullanılmıştır. Görüldüğü gibi evli anlamını vermek pekala mümkündür. Hangi ayette bu manalardan hangisinin kastedildiği karinelerle bilinecektir. Nisa 25’teki konumuzla ilgili muhsanat kelimesini cımbızlamadan, öncesine ve sonrasına bakarak hangi anlamı almamız gerektiğini rahatça bulabiliriz. Bu durumda görülecektir ki Nisa suresinin 19 ve 29 arasındaki ayetlerinde eşler arasındaki evlilikle alakalı ilişkiler ele alınmaktadır. Bu ayetlerde; kadınların mehirleri, kendisiyle evlenmenin haram olduğu kişiler, meşru görülen evliliğin şartları, hür kadınlarla evlenmek, hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyenlerin cariye kadınlarla evlenmeleri, kendisiyle evlenilen bu cariyelerin zina ettiklerinde ne yapılması gerektiği gibi durumlar açıklanmakta ve nihayetinde Allah’ın hükümlerini açıklayarak bize yol gösterdiği, insanoğlunun zayıf olması sebebiyle yüklerini hafifletmek istediği belirtilmektedir. Görüldüğü gibi siyak-sibak açısından nisa 25. ayeti evlilik meselesinin ele alındığı ayetler kümesinde yer almaktadır. Ayetin tartışmaya konu olan kısmı şöyledir: فَإِذَا أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ “Eğer evli iken(uhsinne) fuhuş yaparlarsa, onlara(مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ – elinizin altındaki cariyeler) hür kadınların (muhsanat) cezasının yarısı uygulanır.” Müfessirlerin nerdeyse tamamı h-s-n kökünden gelen birinci kelimeyi(uhsinne) “evlilik” anlamında tercüme etmişlerse de İmam Şafii recm hükmüne ters düşeceği endişesiyle, bütünlüğünden kopuk bir şekilde “müslüman” olarak tercüme etmiştir.5 Bu cümle öncesi ve sonrasıyla ele alındığında Allah’ın maddi vb. imkanı olmadığı için hür kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyenlerin cariyelerle evlenebileceklerini belirtmektedir. Çünkü onlarla evlenmek hem statü hem maddiyat hasebiyle daha kolaydır. Ancak kendisiyle evlenilen cariyelerin zina etmeleri durumunda hür kadınlara verilen cezanın yarısının verilmesi hükmü koyulmuştur.
4-Hanefilerin Meşhur Sünnet üzerinden Recmi temellendirmeleri
Hanefiler haberi vahid üzerine hüküm bina edilemeyeceği için uygulamalı gelenek anlamında “meşhur sünnet” kavramını geliştirmişlerdir. Şüphesiz sünnetin teşri yönü açısından da en önemli bilgi kaynağı nesiller boyu uygulanarak gelen mütevatir gelenek büyük önem taşımaktadır. Örneğin ezan Kuran’da yer almasa da, en başta, nesiller boyu uygulanarak günümüze gelmiştir. Her gün hem de beş defa, Müslümanların yaşadığı tüm coğrafyalarda, 1400 sene boyunca uygulanmış ve arada sürekliliğine halel getirecek şekilde(Şiilerdeki uygulamaya rağmen) bir kopuklukta olmamıştır. Birçok sünnetin durumu da böyledir.
Ancak Recm konusunda Günümüzden, en azından şeriat uygulamalarının kaldırıldığı Tanzimat döneminden, geriye bakıldığında arada büyük kopukluklar mevcuttur. Eldeki rivayetler ise tartışmalıdır. Had cezası verilecek kat’ilikten oldukça uzaktırlar. Çünkü bugünden bakıldığında en başta Allah Resulü s.a.v dönemindeki rivayetler celde ayeti indikten önce mi sonra mı yaşanmıştır belli değildir. Sonra dört halife döneminde uygulandığı aktarılan rivayetler ise Taha Cabir Alvani’nin tespitine göre zayıf ve kusurlu rivayetlerdir.6 Yine 600 yıllık Osmanlı imparatorluğu döneminde bile kayıtlarda recm cezasının sadece bir defa uygulandığı bilinmektedir.7 Şüphesiz recmin uygulanabilirliğindeki zorluk, uygulamadaki azlığın önemli bir nedenidir. Çünkü zina iddiasında -itiraf yoksa- dört tane şahit istenmektedir. Ancak her halükarda recm cezasının meşhurluğu nesiller boyunca gerçekleştirilen bir uygulamaya dayanmamaktadır.
Kaynaklar
1-Yûnus 15, Hakka 44, Kuran-ı Kerim
2-Yusuf el-Karadavi, Bilgi ve Medeniyet Kaynağı Sünnet, syf: 147-158
3-Tâbiinden Şeybanî ile sahâbî Abdullah b. Ebî Evfa arasında geçen diyaloğu anlatır. Şeybanî, Abdullah’a sorar:‐ Hz. Peygamber Recm cezası uyguladı mı?‐ Evet uyguladı. ‐ Recm uygulaması, zinânın cezasını yüz celde olarak belirleyen Nûr sûresinin ikinci âyetinin indirilişinden önce miydi, yoksa sonra mıydı? ‐ Onu bilmiyorum. Abdullah b. Evfa’nın uzunca yaşamış ve Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed’den 95 hadîs rivayet etmiş bir yüce sahâbî olduğunu hatırlatalım. (Buhârî Hudûd 21, 37) Konuyla alakalı daha detaylı bilgi için şu makaleye bakabilirsiniz: https://www.mirathaber.com/islamda-recm-olmadiginin-sunnetteki-delilleri-14-3747h/
4-https://youtu.be/0C7cl_duVEk
5- İmam Şafii, er-Risale, syf:82-83
6- https://youtu.be/kkOPYmC_kho
7-https://www.haberturk.com/gundem/haber/1048320-iste-osmanli-tarihinde-bilinen-tek-kadin-recminin-belgeli-oykusu